Bir kız tanımaya

Tam tamına 1 yıl 9 aydır sevgilim yok yalnızlığa alıştım denebilir bu süreçte (devamı aşağıda)

2020.08.11 20:58 berkkaan Tam tamına 1 yıl 9 aydır sevgilim yok yalnızlığa alıştım denebilir bu süreçte (devamı aşağıda)

1 aylık periyodlarla nofap yapmışlığım oldu ve son zamanlarda (3-4 ay içinde cinsel bir açlığım ya da isteğim oluşmadı.) En başta kimseyle yakınlaşıp muhabbet de etmediğim için kaliteli zaman geçirmedim sanıyordum ama sonradan şunu farkettim eskisine nazaran hareketlerimde karşımdaki bu yaptığıma ne laf söyler,benim hakkımda ne düşünür;bu kız böyle davranırsam benden uzaklaşır mı gibi düşüncelerden uzaklaşıp rahatladım gündelik hayatımda daha relax davranmaya başladım.Bünyem gereği zaten sessiz biriyim fazla ortamlara girmiyorum yani bu asosyalim anlamın da değil karşımdaki kişiyi eğer sevmiyorsam kafa yapısı bana uymuyorsa diyalog kurarak beni davet ettiği sohbete katılmıyorum.Bu 1 yıl 9 aylık süreçte relax olup kendimi daha iyi tanımaya ve etrafımı daha iyi analiz etmeye başladım.Herhangi tanımadığım biriyle bir ortamda 10-15 dakika durup konuşma ve hareketlerinden karşımdakinin profilini gerçekten yüksek doğruluk payıyla bilmeye başladım bu duruma yapısal olarak sessiz olmam ve herhangi birine yaranma durumum olmadığı için daha kontrollü olmam sebeb oluyor büyük ihtimal.Gelelim yalnızlık duruma, kendim gerçekten alıştım mı yoksa kendimi mi kandırıyorum bilemiyorum.
submitted by berkkaan to KGBTR [link] [comments]


2020.07.26 17:49 Dawnbringer_1 AKI CHAN DAISKI DA YOOOO

Hey, Aki-chan! Tekrardan sınavı kazandığın için tebrik ederim! Sonuçta çok çalıştın ve emeklerinin karşılığını aldın! Umarım yeni okulunda iyi arkadaşlıklar ve başarılar edinirsin! Bu arada, birkaç gün önce sana bir kızdan hoşlandığımı söylemiştim. Hatırlıyor musun? O kız sendin. Evet, bunu çok ani olarak söylediğimin farkındayım. Ama lütfen dinle. Seninle ilk tanışdığım zaman çok nazik ve utangaç biri olduğunu fark ettim. Ayrıca inanılmaz yetenekli biri olduğunu da fark etmiştim. Nasıl olduysa seninle konuşmaya başladım ve arkadaş olduk. Sana o günlerde dünyanın en iyi arkadaşı ve en iyi kızı gözü ile bakıyordum. Öyleydin de. Çünkü dünya üzerinde senin gibi bir kıza daha önce rastlamamıştım. Sana takıldığın veya canını sıkan konularda tavsiye yada moral verdikçe mutlu oluyordum. Çünkü gerçekten dost diyebildiğim birini mutly edince ben de mutlu oluyordum. Seninle konuşmaya devam ettikçe ve seni daha çok tanımaya başladıkça bir anda sana karşı olan hislerim değişmeye başladı. Sen ve karakterinden hoşlanmaya başladım(kişiliğinden). Sen eşi benzeri bulunmayan bir kızdın. Seninle ciddi anlamda tanışıyor olmamama rağmen bunu net bir şekilde anlıyordum. Bir süre sonra seninle konuşurken heyecanlanmaya ve düşüncelere dalmaya başladım. Gün geçtikçe bu durum ben de dalıp gitmelere yol açmaya başladı. Eğer sana hislerimi söylersem hislerime karşılık vermez ve benimle arkadaşlığını bozar mı diye düşünmeye başladım. Bunun yanında sınavların ve eğitimin de olduğunu bildiğimden dikkatini dağıtmamak için bir süre daha hislerimi sakladım. Ama bir süre sonra çok düşündüğümden boğazım düğümlenir gibi olmaya başladı. Seni şimdiye kadar benimle konuşurken üzgün olarak görmedim. Çoğunlukla. Ama ne zaman konuşma biterse mutlu bir şekilde ayrıldığının farkındaydım. Çünkü arkadaşız ve dertlerimizi birbirimize anlatarak bir çözüm yolu buluruz. Ama ben sana hislerimi söylersem üzülmenden korktum. Hatta benim hislerime karşılık vermeyip arkadaşlığımıza devam ettiğimizde eskisi gibi konuşamayacağımızı hissettim. Ben senden hoşlanıyorum. Seninle ciddi olarak yüz yüze konuşmadım veya vakit geçirmedim ama nedenini bilmediğim halde deliler gibi hoşlanıyorum. Bu hisleri içimde tutmak canımı cidden çok yakmaya başladı. Seninle konuşurken hiçbir zaman yalan söylemedim ve şimdi söylediklerim de yalan değil. Sadece sana karşı olan hislerimi bilmeni istiyorum. Belki bana karşı aynı şeyleri hissediyorsundur. Yada beni sadece arkadaş olarak görüyorsundur. Yada bu dediklerimden sonra benimle olan ilişkini bozmak istiyorsundur. Vereceğin cevap ne olursa olsun tek derdim senin şu an üzülmemen ve beni kötü biri olarak görmemen. Pek çok alanda iyi olmadığımın doğru olmadığını biliyorum. Ancak sana karşı olan hislerimin doğru olduğunu biliyorum. Eğer beni reddedersen lütfen arkadaşlığımızı bozmayalım. Çünkü senin gibi eşi benzeri olmayan bir kız ile ilişkimizin bozulması beni gerçekten mutsuz eder. Eğer kabul edersen sana layık ve seni her zaman mutlu edebilecek bir erkek arkadaş olmaya çalışacağım. Cevabın ne olursa olsun gelecekteki başarıların ve amaçların için seni desteklemeye devam edeceğim. Ve bir gün eğer ki gerçek hayatta karşılaşırsak, seninle yüz yüze konuşup seninle gerçekten tanışmak istiyorum. Ve o vakit seninle gerçekten dost veya erkek arkadaş olmak istiyorum. Elifsu, senden hoşlanıyorum.
submitted by Dawnbringer_1 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.04.28 23:46 kopekkulubu Saint Bernard

Saint Bernard Yavruları
https://www.kopekkulubu.com/saint-bernard.htm
0532 343 80 41
Köpek KUlübü üretim çiftliğinden Saint Bernard yavruları.

Saint Bernard Yavruları

Saint Bernard Yavruları. Saint Bernard kısaltılmış ismi ile St. Bernard ya da ülkemizde bilinen diğer ismi ile Beethoven, güçlü görünümlü başı ile çok büyük, sağlam ve adaleli bir köpek ırkıdır. Saint Bernard ağırlığı büyüklüğü ile orantılı olduğu sürece ne kadar yüksek olursa o kadar çok tercih edilir. İki tüy tipi vardır, Saint Bernard kısa ve uzun İki tüy tipi de sık ve beyaz üzerine ten rengi, kızıl, kaplan desenli ve siyah (bunların kombinasyonları ile) olabilir. Yüz ve kulaklar genellikle siyah renkle gölgelenmiştir ve bu ona zeki ve nazik bir ifade verir. Uzun tüylü St. Bernard köpek ırkında tüyler sadece biraz daha uzundur ve kuyruk ve baldırlarda hafif tüylenme vardır. Ayakları kar ve buzda sağlam basmasını sağlayacak şekilde güçlü, kavisli ve büyüktür. Koku alma duyuları çok gelişmiştir ve çığ ve gelen fırtınaya karşı altıncı hissi var gibidir.

Satılık Saint Bernard Yavruları

Saint Bernard Fiyatları

Saint Bernard yavrularının fiyatları ülkemizde, şecere geçmişi, fiziki albenisi ve cinsiyet durumuna göre farklılık yansıtmakla birlikte, Saint Bernard yavrularının sahiplenme fiyatları 3500 TL ile 7000 TL arasında seyretmekte olup, bu ırkın anne babasının mevcut fiziki görünümlerinin yanında yavru Saint Bernard yavru köpek ırkının sergilediği renk dağılımı da son derece önemlidir.

Özellikleri Bakımı

Saint Bernard Özellikleri:
Saint Bernard, kısaltılmış ismi ile St. Bernard ya da ülkemizde bilinen diğer ismi ile Beethoven köpek güçlü görünümlü başı ile çok büyük, sağlam ve adaleli köpektir ırkıdır. Saint Bernard ağırlığı büyüklüğü ile orantılı olduğu sürece ne kadar yüksek olursa o kadar çok tercih edilir. Saint Bernard, güçlü görünümlü başı ile çok büyük, sağlam ve adaleli bir köpektir. Ağırlığı büyüklüğü ile orantılı olduğu sürece ne kadar yüksek olursa o kadar çok tercih edilir. İki tüy tipi vardır, kısa ve uzun. İki tüy tipi de sık ve beyaz üzerine ten rengi, kızıl, kaplan desenli ve siyah (bunların kombinasyonları ile) olabilir. Yüz ve kulaklar genellikle siyah renkle gölgelenmiştir ve bu ona zeki ve nazik bir ifade verir. Uzun tüylü St. Bernard ırkında tüyler sadece biraz daha uzundur ve kuyruk ve baldırlarda hafif tüylenme vardır. Ayakları kar ve buzda sağlam basmasını sağlayacak şekilde güçlü, kavisli ve büyüktür. Koku alma duyuları çok gelişmiştir ve çığ ve gelen fırtınaya karşı altıncı hissi var gibidir.
İnsan dostu bu sevimli devasa köpeklerin bazı verilere göre 10. yy. da mastiff sülalesinden türetildiği bilinmekle, Irkın ıslah çalışmaları ve Dünya da 17. yy. katıldıkları arama kurtarma görevindeki başarıları ile isminden beğeni ile bahsettirmeyi başarmıştır. Günümüz modern yaşamda Saint Bernard ırkı insanların en iyi arkadaşlarından biri konumunda olup, son derecede başarılı bir aile köpeğidir.
Saint Bernard Bakımı:
Saint Bernard ülkemizde bilinen lakabı ile Beethoven. Çok büyük ve adaleli, İsviçre kökenli köpek ırkıdır. Halk arasında salyalarıyla ünlü olan ve halkın sevgisinin çoğunu Beethoven adlı filmle kazanmış olan bir köpek ırkıdır. Hepimizin çocukluğunu bir yerlerde süsleyen Saint Bernard yavaş hareket eden, sabırlı, itaatkâr, arkadaş canlısı ve çocuklara karşı son derece toleranslıdır.
Saint Bernard ırkının fiziki ölçüleri: Yükseklikleri: Erkeklerde 65 cm. ile 70 cm. Dişilerde 64 cm. ile 68 cm. ölçülerindedir. Ağırlıkları: Erkeklerde 60 ile 90 Kg. Dişilerde 57 ile 85 Kg arasındadır. Küçükken eğitime başlanmalı ve en başta tasma ipini çekiştirmemesi gerektiği öğretilmelidir. Bu eğitim verilmezse, büyüdüğü zaman dostumuzun kontrolünü sağlamak zorlaşacaktır. Eğitim sırasında sabırlı ve güler yüzlü davranılmalıdır. İnatçı ve sevgiden hoşlanan bir ırk olduğu için bu en doğrusu olacaktır.
Günlük yapılan uzun bir yürüyüş Saint Bernard ırkını zinde tutacaktır. Yavruluk zamanlarında bu egzersizler fazla zorlanmamalıdır. 2 yaşına kadar kemik gelişimi devam edebilmektedir. Kısa yürüyüşler ve hafif oyun seansları yavruların egzersiz ihtiyacını karşılayacaktır. Ayrıca bu ırkın sıcağa pek tahammülü yoktur. Saint Bernard, yeterince egzersiz imkanı sağlandığında bir apartman dairesinde de yaşayabilir. Dışarıda da yaşayabilmesine rağmen ailesi ile yani sizle olmayı tercih edecektir.
Saint Bernard ırkı iki farklı tüy yapısına sahiptir. İki yapıdaki dostumuzu da düzenli olarak taramalı ve gerektiğinde kuru şampuan ile temizlemeliyiz. Gerekmedikçe dostumuz yıkanmamalıdır. Ayrıca Saint Bernard ırkının tüyleri kar tutmaz özelliğe sahiptir. Maalesef bu dostlarımızın dirsek ve kalça displazisine yakalanma riski bulunmaktadır. Bu risk özellikle beslenme konusunda abartılık davranılması noktasında ortaya çıkabilmektedir. Bunun dışında göz enfeksiyonuna karşı dikkatli olmalı ve düzenli beslenmeyle beraber egzersizler ihmal edilmemelidir.
Toparlayacak olursak Saint Bernard, iyi huylu ve arkadaş canlısıdır. Çocuklarla iyi anlaşır. Oyunculuk özelliği çok yüksektir. Tehlike altında sahibini ve bölgesini korur. Salya akıtma davranışı gösterirler. Çok vefalı bir ırktır. Soğuk iklim canlısıdır, sıcaktan pek haz etmez. Ev ortamında yeterli sevgi ve egzersiz ile yaşayabilir. Küçücük bir bahçe bile sevdikleri yanında oldukça ona yetecektir.
Saint Bernard oldukça nazik, arkadaş canlısı ve çocuklara karşı toleranslıdır. Saint Bernard yavaş hareket eden, sabırlı ve itaatkar bir köpektir. Dev ırk olduğundan erken yaşta diğer insanlarla çok iyi sosyalleştirilmelidir. Eğitim de yine köpek henüz küçük ve kontrol edilebilir büyüklükte iken başlamalı ve tutarlı ve pozitif bir metot kullanılmalıdır. Unutulmamalıdır ki bu boyutlarda dik kafalı hatta saldırgan bir köpek büyük problemler yaratabilir. Saint Bernard iyi bir bekçi köpeğidir. Sadece büyüklüğü bile caydırıcı bir etken olarak kabul edilebilir. Yemek yedikten ve su içtikten sonra salya problemleri olabilir.
Yaşam Ortamı : Bu devasa ırk yeterince egzersiz imkanı sağlandığında bir apartman dairesinde de yaşayabilir. Ev içinde fazla hareketli değildir. Küçük bir bahçe de ihtiyacını görür. Saint Bernard yavrusu dışarıda da yaşayabilmesine rağmen ailesi ile olmayı tercih edecektir. Sıcak iklime karşı toleransı oldukça düşüktür.
Saint Bernard Irk KökeniSaint Bernard, çok eski bir ırktır. İspanya ve İsviçre arasındaki zorlu Alp geçidinde yolculara sığınak sağlamak amacıyla kurulan manastırda St Bernard de Menthon tarafından MS 980 yılında üretilmeye başlanmıştır. Tibet Mastifi ırkından türemiştir ve bundan dolayı 1000 yılları civarında Romalılarca Alplere getirilen köpeklerden üretildiği düşünülmektedir. Muhtemelen keşişler köpeklerini Danua ve Pirene Dağ Köpekleri ile çiftleştirmişlerdir.St. Bernard hakkında genel bilgilerSt. Bernard, bu yazımı okuyan köpek dostlarının yaşlarının ne olduğunu bilmiyorum, lakin 80 li yıllarda bizim kuşak Heidi çizgi filmini izleyerek büyüdük diyebilirim (sanıyorum yaşımın 50 çıtasını aştığını maalesef ki anlaşılmıştır). Film karakteri sevimli kız Heidi nin bir köpeği vardı ve ismi de Joseph idi, Tüm Türkiye bu köpek ırkını bu çizgi film ile tanımaya başladığını söyleyebilirim. Bu köpeğimiz İsviçre’de büyük ihtimalle Danua ve de Pirene dağ köpeklerinin çiftleştirilmesi sonucu ortaya çıkan heybetli bir ırktır.
St. Bernard köpek ırkının tüyleri kısa dalgalı ve sıkıdır, onu sıcak tutarlar. Tüylerini geniş ve sert bir tarakla taramalıyız. St. Bernard zaten bir soğuk iklim köpeğidir. Sıcakta bakılması oldukça zordur, sıcak iklime uygun değildir. Saint Bernard köpeklerinin burnu harika koku alır. Bu nedenle arama-kurtarma köpeği olarak kullanılmıştır. Kilometrelerce ötedeki kokuları alabilir ve de karın metrelerce altındaki bir insanı da bulabilir. Bu derece harika ve hassas bir burna sahiptir. Ayrıca bulduğu kayıp insanların yanına yatıp, onları yalayarak sıcak tutar. Tasması açık geziyorsa gerçekten köpeğimiz için çok iyidir. Özgürlüğü severler. Evde ve ya avlu, balkon gibi bir yerde bakıyorsanız her gün yürüyüşe çıkarılmalıdırlar. Sakin ve kendi halinde bir köpektir. İnsanlarla ve diğer türdeki hayvanlarla da oldukça iyi anlaşır, ama yabancı köpeklerden pek hoşlanmaz. Eğitilebilir bir ırk olmasına rağmen bazen inatçı olabiliyorlar. Bu yüzden küçük yaştan itibaren eğer eğitimine başlanırsa çok daha iyi sonuçlar elde edilir.
Peki, Saint Bernard ırkı evde bakıma uygun mudur?
Pek uygun olduğunu düşünmüyorum, dediğim gibi soğuk iklim köpeğidir ve orta miktarda tüy döken grubuna girmektedir. Ayrıca ağzından bol miktarda da salya akıtırlar ve de egzersiz için yeterli alan bulamayabilirler. Yavruyken de oldukça tatlı ve miniktirler.
submitted by kopekkulubu to u/kopekkulubu [link] [comments]


2019.11.19 22:39 fragmanlife Ali Gozusirin Kimdir? Kac Yasinda? Sevgilisi Kim? (Her Yerde Sen Veteriner İbo)

Ali Gözüşirin Kimdir? Kaç Yaşında? Sevgilisi Kim? (Her Yerde Sen Veteriner İbo) Her Yerde Sen dizisinin oyuncu kadrosunu ve karakterlerini yakından tanımaya devam ediyoruz. Her Yerde Sen dizisinin baş rollerinde Furkan Andıç, Aybüke Pusat, Ali Yağcı ve Aslıhan Malbora gibi önemli oyuncular yer alacak. Her Yerde Sen dizisinde ünlü oyuncu Ali Gözüşirin yakışıklı ve cool Veteriner İbo karakteri ile ekranlarda olacak. Peki kimdir bu Ali Gözüşirin?
Her Yerde Sen dizisi tam liste oyuncu kadrosu ve karakter açıklamaları için tıklayınız. Her Yetde Sen Oyuncu
Ali Gözüşirin Kimdir? Ali Gözüşirin 27 Ocak 1995 de İstanbul’da hayata gözlerini açmıştır. Şuanda 24 yaşında olan yakışıklı oyuncu İstanbul Gelişim Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden başarı ile mezun olmuştur. Meslek hayatına modellik yaparak başlayan Ali Gözüşirin daha sonra defilelerde yer almış ve mankenlik yapmıştır.
Aslen Trabzonlu olan Ali Gözüşirin İrem Derici’nin Bambaşka Biri klibinde dansçı olarak yer almış ve bir çok yapımcının dikkatini çekmeyi başarmıştır. Fit vücudu ve kaslı yapısı ile dikkat çeken Ali Gözüşirin Ufak Tefek Cinayetler dizisinde Kerim Adil Sağlam’ın gençliğine hayat vermiştir. Osman Sonant’a benzerliği ile de dikkat çeken Ali Gözüşirin 188 cm boy ve 73 kg’dır.
Kalabalık bir ailede yetişen Ali Gözüşirin hareketli bir çocukluk geçirmiştir. Kendini azim, hırslı, gözükara, acımasız ve gururlu olarak tanımlar. Özel yaşamını çok fazla sosyal medyada paylaşmayan Ali Gözüşirin GZone Dergisinde mayıs 2016 sayısında kapak fotoğrafı olmuş bu reklamın hayatının kırılma noktası olduğunu düşünüyoruz. Oyunculuk merakının ilk okulda girdiği tiyatro kolu ile başladığını belirten daha sonra lise de ve üniversitede oyunculuk ile ilgilenmiştir.
Ali Gözüşirin’in Sevgilisi Kim? Ali Gözüşirin’in şuana kadar medya ile paylaştığı veya beraber fotoğraf verdiği bir kız arkadaşı görülmedi. Belki de bu yakışıklı adamın kalbi boştur ve kalbinin prensesini beklemektedir.
Ali Gözüşirin Kaç yaşında? Ali Gözüşirin 27 Ocak 1995 doğumludur ve 24 yaşındadır.
Her Yerde Sen Veteriner İbo Kimdir? İbrahim Selin’in yakın arkadaşıdır ve mesleğinde başarılı bir veterinerdir. Hayvanları çok seven veteriner İbo kliniğinde bir çok hayvanı da ücretsiz muayene eder. Oldukça yardım sever bir insan olan İbo Selin’in dert ortağı ve akıl hocasıdır. Selin ile bir çok ortak noktası olan İbo atletik vücudu ve havalı giyim tarzı ile kızların da göz bebeğidir. Selin’in iş arkadaşı Ayda ile tanışan İbo Ayda’ya aşık olur. Ayda da İbo’ya karşı boş değildir. Her Yerde Sen dizisinde İbrahim ile Ayda’nın aşkı izleyici tarafından çok samimi ve tatlı bulunacak.
Her Yerde Sen dizisinde Aslıhan Malbora ile Ali Gözüşirin partner olacak. Eğer Ayda ve İbrahim aşkı çok sevilirse belki de Aslıhan Malbora ile Ali Gözüşirin başka bir dizi de başrol olarak karşımıza çıkacaktır zira ikisi çok yakışıyor bir birine.
Yasak Elma Fragman Kadın Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Elimi Bırakma Fragman Kuruluş Osman Fragman Hercai Fragman Mucize Doktor Fragman Çukur Fragman Kuzey Yıldızı Fragman Dizi Fragmanlar Yeni Fragmanlar Sesli Chat Zalim İstanbul Fragman Benim Adım Melek Fragman Arka Sokaklar Fragman Çocuk Fragman Güvercin Fragman Ferhat İle Şirin Fragman Sevgili Geçmiş Fragman Aşk Ağlatır Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.10.27 20:04 exclamationless Bir öğretmenin günlüğü - Kuzgunlu 1995

Bu kasabada başıma gelen olaylar yüzünden akıl dengemi kaybediyorum. Sırada ben varım bu yüzden başıma gelen önemli olayları olabildiğince hızlı anlatıp Kuzgunludan kaçmaya çalışıcağım.
1995 yılının haziran ayında kuzgunlu kasabasına zorunlu hizmetimi yerine getirmek üzere öğretmen olarak atandım. Zorunlu hizmeti için bugünlerde karışık olan doğu şehirleri yerine ücra bir kasaba çıktığı için kendimi şanslı saymıştım. Hatta diğer mezun arkadaşlarım beni kıskanmışlardı bile ama şimdi onların yerinde olmak için her şeyimi veririm.
Kuzgunlu çok kalabalık olmayan bir kuzey kasabasıydı. Bu kadar ücra bir bölgeye neden kasaba kurulur ki diye kendi kendime sorduğumu hatırlıyorum ilk geldiğimde. Otobüsten indiğimde birkaç insanlar anadolu misafirperverliğinde beni karşıladılar. "Kuzgunlumuza hoş geldiniz!" diyor elimi sıkıyorlardı. Bavullarımı sırtlanıp beni kalacağım yere doğru gitmeye başladık. Yolda ne kadar iyi ettiğimden ve kuzgunlunun ne kadar dostcanlısı bir kasaba olduğundan bahsedip durdular. Geldiğimizde karşımda gördüğüm şey kasabanın "okul"u olarak adlandırılan yerdi. 2 katlı küçük bir binaydı ve sarı boyası yeni badana istiyorum dercesine solmuş, çatlamış ve dökülmüştü. 2 katı birleştiren dışardan bağlantılı demirbir merdiveni, büyük pencereleri ve binanın yanında küçük bir çimden (çamur demek daha doğru olur) bahçesi vardı. Üst katında ben kalıcaktım ve bir şeye ihtiyacım olursa muhtarla görüşmem yeterliymiş. Çok kötü olmadığını düşünmüştüm ilk geldiğim zamanlar. Küçük sayılabilicek eve ve köy okulu diyebilinecek kadar derme çatma okula katlanabilirdim ama bir süre sonra bazı gariplikler kafamı kurcalamaya başladı. Herkes sürekli bana gülüyor ve aşırı nazik davranıyor ama kimse benim sorularıma düzgün cevap vermiyor gibi hissediyordum. Sorduğum çoğu soruya boşverin hocam diyip bana kuzgunlunun güzelliklerinden bahsediyorlar ya da kasabanın kahvesine çağırıyorlardı. Ben de samimiyetsiz bulduğum için insanlardan kendimi uzaklaştırdım ve zamanımın çoğunu odamda radyo dinleyip hikayeler yazarak ya da kuzgunlunun biraz dışındaki koruda çimlere yatıp kitap okuyarak geçirdim. Arada bir bakkaldan sigara ve çay alıyordum ve başka bi masrafım olmuyordu çünkü coğu gün birileri kapımı çalıp bana yemek getiriyorlardı. Günlerim haftalarım böyle geçerken okulların başlaması yaklaşmıştı ki bu kasabanın en büyük garipliği kafama bir zehir gibi yayıldı. Geldiğimden beri hiç çocuk görmemiştim. Nerdeyse 3 aydır 1 tane bile çocuk görmemiştim Kuzgunlu'nun sokaklarında. Bir şeylerin ters gittiğini o zamanlar anlamıştım ama mantığım beni bu kasabadan kaçmaktan alı kokuyordu. Sadece bir tesadüf olmalıydı, evet evet sadece bir tesadüf ya da başka bir şey... Okul yarın açılıcaktı ve ben daha bir çocuk bile görmemiştim Kuzgunluya adım attığımdan beri. Ama bir rahatlama da gelmişti üstüme: eğer yarın sabah okula hiçbir çocuk gelmezse bu tuhaf kasabadan gidebilirdim. Bunun olması için dua edip çalar saatimi 8 e kurdum ve uykuya daldım.
Sabah kalktığımda alt kattan bir takım sesler geliyodu saate baktığımda 8:42 yi gösteriyordu. Hemen yataktan fırladım ve yüzüme su vurdum. Meslek hayatımın ilk okul gününe 18 dakika vardı ve ben yeni uyanmıştım. Hızlıca üstüme gömleğimi ve kravatımı geçirdim aynada saçımı düzeltip merdivenlerden hızlıca aşşağı kata indim. Kapıyı açtığımda şaşkınlığımı gizleyemedim. Mavi önlüklü 40-45 kadar çocuk sıralara oturmuş bağrışıp çağrışıyor,oynuyor kimisi bir şeyler yiyor kimisi bi diğerini rahatsız ediyordu. Kapıyı açtığımdan sonra 2 saniye kadar devam eden bu karmaşa beni fark etmeleri ile son buldu. Şimdi hepsi susmuş bana bakıyor ve sonraki adımımı bekliyolardı. Yavaşça içeri girip kapıyı kapadım. Sınıfa bir göz gezdirip masama oturdum. Tüm sıralar dolu gibi gözüküyordu. "Günaydın sınıf" dedim, tüm öğrenciler anlaşmış gibi bir ağızdan "Günaydın öğretmenim" diye cevap verdiler. Yoklama listesinden tek tek isimleri okudum. Tüm öğrenciler eksiksiz burdaydı. Bu hevesimi yerine getirmişti ve öğrencilerle tanışmaya başladım. Tek tek tüm öğrenciler isimlerini kaçıncı sınıf olduklarını ve ilerde ne olmak istediklerini söylediler. Ben de kendimi tanıttıktan sonra derslere başladım ve söylemeliyim çocuklar çok uslulardı. Çoğu kasaba ve köy okulunda olduğu gibi karma eğitim vardı kuzgunlu ilk okulunda da. İlk saatlerde 1. Ve 2. Sınıflar tahtayı dinlerken büyük sınıflar kendi başlarına çalışıyorlar daha sonra 1. Ve 2. Sınıflar dinledikleri üzerine alıştırma yaparken daha büyük sınıflar tahtayı dinliyor, tenefüslerde çocukların çoğu bahçede koşup oynuyor tenefüsün bittiğini belirten düdüğü üflediğimde sınıf yeniden doluyordu. Çocukların bu usluluğu beni mutlu ediyordu ama gene yaşanacak garipliklerden habersizdim. Sonbahar olmuştu ve artık tüm öğrencilerimi biliyor bazılarını iyice tanımaya başlıyordum. 3. Sınıflardan mehmet küçük kara ama aşırı hızlı bir çocuktu, tenefüs olduğu anda koşarak dışarı çıkar tüm tenefüs bahçede koşar sonra en hızlı da okula o girerdi. Polis olmak istediğini söylemişti sorduğumda. 5. Sınıflardan melike çok güzel resim yapar, 4. Sınıflardan orhan bilek güreşinde beni bile yeniyordu. Ama en sevdiğim öğrencim 1. Sınıflardan ayşeydi. Ayşe beyaz tenli siyah saçlı ve mavi gözlü küçücük bir kızdı. Hem çok usluydu hem çok zekiydi. Okumayı hemen sökmüş üstüne diğer arkadaşlarına öğretmem için bana yardım ederdi. Ama en önemlisi öğretmen olmak istediğini söylemiş, Neden olarak da en önemli meslek öğretmen de ondan diye eklemişti. Sonbaharın ortasında okuldaki ilk gariplik yaşanmıştı. O zamanlar bu Kuzgunlu denen yerden neden kaçmadım ben de bilmiyorum.2.sınıflardan cemil bölme işlemi yaparken / işaretini kullandığını fark ettim ve nerden öğrendiğini sordum (çünkü ben çocuklara sadece ÷ işaretini göstermiştim). "Eski öğretmenim öğretti öğretmenim" dedi bana. O an şaşırmıştım. Sonuçta bu çocukların bir eski öğretmeni vardı ve ben bunun yeni farkına varmıştım. "Eski öğretmeninine ne oldu?" sorusu dökülmüştü ağzımdan ben farkında varmadan. Çocuklar hep bir ağızdan "bilmiyoruz öğretmenim" dediler. Normalde de böyle cevap verirlerdi ama bu sefer beni rahatsız etmişti bu. "Cemil sana sordum evladım" diye Cemile yönelttim soruyu belki kalabalıkta söyleyememiştir diye. Bir saniye durdu ve "bilmiyorum öğretmenim" diyip yerine oturdu. O günden bir hafta sonra daha garip şeyler yaşanmaya başladı. Aylardan kasım olmuştu ve sabah sınıfa girdiğimde ve her şey sıradan gibi görünüyordu ama biraz sonra her şey daha garip bir hal alıcaktı. Sınıfa göz gezdirirken cemilin sırasının boş olduğunu gördüm. Tüylerim diken diken olmuş ilikerim buz kesmişti. Şimdiye kadar öğrencilerimden hiçbiri devamsızlık yapmamıştı. "Ar...arkadaşınız cemil nerde?" diyebilmiştim güçlükle, "Kuzgunludan taşındılar öğretmenim" diye cevap verdi tüm sınıf. Soğuk terler vücudumdan akmaya başladı. Tüm bunlar garip değil miydi? Bir aklı başında olan ben miyim diye kendime sordum. O günü çok zor geçirdim ve çocukları soba tıkandı diyip evlerine erken yolladım. Tesadüf heralde kendimi avuttum ama bunun doğru olmadığını o zaman da adım gibi biliyordum. Etraftaki insanlara da cemilin kayboluşuyla ilgili sorular sorsam da aynı geçiştirme cevabı aldım: "Kuzgunludan taşındılar" nedeni: "bilmiyoruz". Kasım ayı ızdırap gibi geçti. sürekli penceden dışarıyı izlemeye, insanlarla olabildiğince az etkileşime girmeye, odamdan dışarı mecbur kalmadıkça çıkmamaya başladım. Aralık ayı geldiğinde soğuk iyice etkisini göstermiş kar yağmaya başlamıştı. Ama bu kadar soğuğa ve kara rağmen tüm öğrencilerim her gün okula gelmeyi sürdürmüştü. Ta ki bir öğrencimin daha kaybolduğu güne kadar. Aralığın sonuna doğru sınıfa girdiğimde melikenin de sırasının boş olduğunu gördüm. Büyük bir şaşkınlık daha yaşamıştım. Sırada melike vardı demek diye düşündüm ama neden Melikeydi ki? Cemil benle konuştuğu için yok olmuştu ama ya Melike? O sırada gene kendimi kandırmayı seçmiş cemil de tesadüftü diye içimi rahatlatmayı seçmiştim. Melike nerde diye sorduğumda aldığım cevaplar aynıydı: "Kuzgunludan taşındılar öğretmenim" nedeni: "bilmiyoruz öğretmenim". Şaşırmamıştım bu cevabı aldığıma ama neden melike sorusunun cevabını hatırladığımda daha mantıklı geldi bana bu cevaplar. Gece dışarıyı izlerken hatırladım bunun cevabını. 1 hafta önce tenefüste melike'nin arkasından yaklaşmış ne çizdiğine bakmıştım sessizce. Resim defterinin beyaz sayfasına sadece siyahla geyik boynuzları olan bir insan sureti gibi bişey görmüştüm gözümün ucuyla ki melike beni fark edip çizdiğini gizledi. Utanmış gibiydi. Üstüne çok düşünmemiştim bu olayın ama artık benim için bir şey kesindi. yatağıma yattım ve kararımı verdim: Kuzgunludan kaçmam gerekiyordu. O Sabah gene okula gittim. Bu çocukları son görüşüm değilmiş gibi normalce işledim dersleri ama biliyordum ki yarın Kuzgunludan kaçıyordum. Hiçbir şey beni burda tutamazdı artık. Okul saatini güç bela bitirebildim ve çocuklar evlerine gitmeye başladılar. O sırada ayşeyle göz göze geldim ve neden olmasın diyip ayşeyi yanıma çağırdım. En sevdiğim öğrencim ayşe de bana yalan mı söyleyecekti? "Ayşe" dedim "melikeye ne olduğunu biliyorsan benden saklamazsın de mi?" Başını öne eğdi bişey demedi. "Benden saklamana gerek yok ayşe hadi söyle" dedim ama ayşe başını kaldırmadı gözleri dolmuştu burnunu 2 kere çekti ve ağlayarak koşmaya başladı. Kendimi kötü hissetmiştim bu Kuzgunlu adındaki bok çukurunda özleyeceğim tek insan ayşeydi galiba. Ama artık geri dönüş yoktu sabah ilk otobüsle Kuzgunludan ayrılıyordum. Ya da ben öyle sanıyordum...
O akşam hava benim gideceğimi anlamış da bütün nefretini kusmak istermiş gibiydi. Kar öyle hızlı yağıyordu ki jilet gibi kesikler atıyordu cildinize. Bu gidişle kar bir metreyi bulur diye düşünüyordum ama bu bile beni Kuzgunluda tutmaya yetmiyecekti. Otobüs gelmezse yürüyerek gidecektik bu lanetli yerden. Radyoda neşet ertaşın olduğunu anladığım bir saz melodisi vardı ama o kadar parazitliydi ki şarkıdan çok kesintisi dinleniyordu. Radyoyu kapadım, bavulumu ve çantamı gözden geçirdim sabah giyeceğim kalın giysilere bir daha baktım. Çalar saati 7 ye kurmuştum ki güneş çıkmış biraz da olsa karı eritmiş olsun. Sigaramı söndürüp izmaritini büyük bir odun parçasıyla birlikte sobaya attım. Saate son bir kez baktım. 21:37 yi gösteriyordu. Gözlüklerimi çıkarıp komidine koydum ve kafamı yastığa bırakıp sobadan çıkan odun çıtırtıları eşliğinde uyumaya başladım. Odada birisi vardı. Bunu gerçekle uyandığımda başta ne olduğunu kavrayamadım ama gözümü açtığımda yatağımın başında beyaz bir insan silüeti gördüm. Kafamı yorganın altına soktum ve bunun bir rüya olduğuna kendimi inandırmaya çalıştım ama o insanın sesini hala yorganın altından bile duyabiliyordum. Biraz dinleyince bu sesin ağlama sesi olduğunu ve bana biraz tanıdık geldiğini fark ettim. Tüm cesaretimi toplayarak kafamı yorganın altından çıkardım ve ağzımdan çıkan hoh sesiyle tuttuğumun farkına vardığım nefesimi vermiştim. Mavi küçük gözlerli, bembeyaz yüzü ve elbisesiyle yatağımın başında ağlıyordu. Bir şeylerin ters gittiği aşikardı ve demin hissettiğim rahatlama yerini rahatsızlığa bırakmıştı. Gözlüklerimi takıp bir daha baktım evet ayşeydi bu ama bir terslik vardı. Kafamdaki sorulara cevap bulmak için ilk konuşmayı ben yaptım "Sorun ne ayşe? Niye burdasın?" 2 kere burnunu çektikten sonra cevap geldi "Beni almalarına izin vermiceksiniz di mi öğretmenim, kaybolmak istemiyorum öğretmenim" "Kim seni alıcak ayşe neler oluyor burda" "Beni korucak mısınız öğretmenim?" Bir an durakladıktan sonra bu da mı onların oyunu diye düşündüm. Sonra ayşenin suratına iyice baktım. Şüphe yok bu küçük kız gerçekten son çare olarak bana gelmişti, bu kadar savunmasız bir öğrencimi koruyamıcaksam neden öğretmen oldum ki diye düşünmeden edemedim. "Ne yapmam gerek ayşe söyle bana" demiş bulundum Ayşe gözlerini beyaz elbiseninin koluna silerek hayatımda gördüğüm en içten gülümsemeyi attı ardından elime bir kağıt parçası tutuşturdu ve dedi ki "Eğer beni kurtarmak istiyorsanız bu kağıttakileri harfi harfine yapmalısınız öğretmenim. Eğer hepsini yaparsanız haftaya beni de götürmezler. Şimdi gitmem gerek beni takip etmeyin lütfen kağıttakileri yapın." ve yanağıma bir öpücük kondurarak küçük adımlarla kapıya gitti "d...dur" dicek gibi olsam da kapıyı açıp kar fırtınası içinde kaybolması bir oldu. Hemen kalkıp ardından kapıyı açtım ama küçük öğrencimden bir iz göremedim. "Acaba bunlar bir rüya mı" diye kendi kendime gülmeye başladım "rüya olmalı evet rüya" diye gene inkar etmeyi denesem de elimde tuttuğum katlanmış kağıt durumu hiç de kolaylaştırmıyordu. Hızlıca kağıdı açıp soba ateşinin ışığında okumaya başladım. Bu bir listeydi ve ayşenin yamuk yumuk el yazısıysıyla yazılmıştı. Okumaya başladım:
1) gece 1 de okulun sınıfında ol 2) gece 1 30 a kadar sobayı söndür, tüm perdeleri dışardan görünmücek şekilde kapat, tüm kapıları kilitle, ışıkları kapat. 3) gece tam 2 de ismini kara tahtaya ters olarak yaz 4) gece 2 den sonra kim kapıyı çalarsa çalsın kesinlikle KİMSEYE açma 5) eğer camlardan biri kırılırsa sabaha kadar öğretmen masasının altında saklan 6) Ne olursa olsun pencereden dışarı bakma 7) sabah ışıkları gözükünce evine çık sabah 9 da okula normal bir şekilde gel eğer tüm listeyi eksiksiz yaptıysan orda olucağım benimle iletişime geçme 8) Eğer orada değilsem bir şeyi eksik yapşındır demektir. Eğer orada değilsem SIRA SANA GELECEKTİR. 9) bunları ezberledikten sonra bu kağıdı yok et
Bunları okuduğum anda hiçbir şey artık anlamlı gelmemeye başlamıştı ama sonra saate baktım. Saat 00:33 ü Gösteriyordu. Hemen ayağa fırladım ve sabah giymek için ayırdığım giysileri üstüme geçirdim. Üstüme yorganımı aldım ve kağıdı 4 defa daha okuyup ezberledim. Sonra kağıdı sobaya atıp yandığından emin oldum. Sobaya masamın üstündeki bir sürahi suyu boşaltıp söndürdüm. Saate bir daha baktım saat 00:42 ydi aceleyle kapıyı açtım ve fırtınayla savaşarak alt kata inmeyi başardım. Kapıyı açıp içeri girdiğimde ayşe nin bu soğukta üstünde sadece o elbiseyle dışarda soğuktan ölmediğini ummadan edemedim. Artık içerideydim saate baktım 00:55 i gösteriyordu. Başarmıştım ama işe koyulmanın vakti şimdi gelmişti; kapıları kilitledim sobanın söndüğünden emin oldum ışıkları kapadım ve perdeleri kapayıp sıraları arkalarına dayadım.içerinin ve dışarının görünmediğinden emin oldum. Sınıftaki saat 1:20 yi gösterdiğinde her şeyi halletmiştim. Sırada saat 2 yi beklemek kalmıştı. Öğretmen masasına oturup saati izlemeye başladım ve düşüncelere daldım. Kuzgunlunun lanetli kışı ne kadar ses çıkararabiliyorsa çıkarmaya çalışıyor gibiydi. Herkes ve her şey gibi havası bile garipti bu lanet kasabanın. Saatin akrebi 2 nin üstüne geldiği anda ayağa kalktım ve tebeşirle ismimi kara tahtaya yazdım. Sonra oturdum ve gecenin en uzun kısmının geldiğini anladım. Birileri kapıya sert bir şekilde kapıya vurmaya başladı. Saat 2 yi geçmişti o yüzden kimseye kapıyı açmayacaktım ama işler çok değişik haller almaya başladı. Başta sadece vurulan kapı durdu. Birkaç dakika sonra bir kadın sesi "Hocam biz veliyiz kapıyı açın kızımız kayıp" diye yalvarıyordu bu ses. Daha sonra bu ses kayboldu başka bir ses kapıya vurmaya başladı. Sert bir erkek sesi "Kapıyı açın jandarma. Kuzgunluda işlenen suçları biliyoruz size yardım edelim kağıyı açın" diye uyarıda bulundu. Bunlarla beni ele geçiremezler diye düşünüyordum ki zayıf bir kapıya vuruş duyuldu ardından da ayşenin sesi duyuldu "lütfen kapıyı açın hocam çok üşüyorum beni götürecekler lütfen açın kapıyı beni onlara vermeyin" diye ağlıyordu ayşenin sesi. Ayağa kalkıp kapıyı açsam mı diye çok düşündüm ama sonunda açmamaya karar verdim ve yerime oturdum. O sesten sonra başka ses duyulmadı camlardan biri de kırılmadı. Ben de oturduğum yerde kafamı kaldırmaya çalışıyordum ki sabaha karşı uykuya yenik düşmüştüm. Yukardaki odadan gelen çalar saat sesiyle uyandım. Saat 7 olmuştu. Hemen ayağa kalktım, sabah güneşi perdelerin içinden sınıfa giriyordu hemen kalktım sıraları yerine koydum perdeleri geri açtım ve odama çıktım. Elimi yüzümü buz gibi suyla yıkadım ve bir sigara yaktım. Düşünmeden edemiyordum; acaba işe yaramış mıydı? Ayşeyi kurtarabilmiş miydim? Saat 9 a yaklaşırken gömlek ve kravatımı giydim ve sınıfa indim. İçeriden her günkü çocuk sesleri geliyordu. Derin bir nefes alıp sınıfa girdim ve hemen gözlerimi ayşenin sırasına çevirdim. Ayşe ordaydı ve gözünü yere dikmişti ve sağlıklıydı ya bu bana yetmişti. Belli etmemeye çalışıyordum ama sırıtmadan edemiyordum kendi kendime. Küçük bir kızın hayatını kurtarmıştım belki de. Neşeyle derse başladım sonra ama tahtaya döndüğümde nefes alamaz olmuştum. Tahtada ismim yazıyordu ve yanında tanıdığım bir el yazısıyla bir küçük not : bİR ŞeŶ mi ûnÙtTuÑ? El yazısı ayşeye aitti ve o anda kafamdan vurulmuşa döndüm. İsmimi tahtaya ters yazmamıştım...
Arkamı döndüğümde ayşe sırasında yoktu.
Artık sıra bana geldi. Kaçmanın bir anlamı yok. Nefeslerini ensemde hissediyorum. Eğer biri bunu okuyorsa lütfen...
KUZGUNLUDAN UZAK DURUN!
submitted by exclamationless to wiredpeople [link] [comments]


2019.10.16 09:00 flatartagency Da Vinci’nin Şifresini Çözen Yazar Dan Brown Hakkında Bilinmeyenler!

Da Vinci’nin Şifresini Çözen Yazar Dan Brown Hakkında Bilinmeyenler!
Kitapları tüm dünyada çok satanlar listelerinden inmeyen, 2005 yılında TIME Dergisi tarafından “Dünyadaki En Etkili 100 Kişi” arasında gösterilen yazar Dan Brown‘ı yakından tanımaya ne dersiniz?
Sizin için bilinmeyen yönleri, keşfedilemeyen sırları ve röportajlarıyla detaylı bir Dan Brown rehberi hazırladık…

Dan Brown Kimdir?


https://preview.redd.it/wweuk6zqpus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=8ca4474c9a13985334b710b03c3fa8b32bb254e9
Dan Brown, tüm zamanların en çok satan romanlarını yazan, okuyucular hatta akademisyenler arasında entelektüel bir tartışma konusu olan bir isim. Brown’un romanları o kadar etkili ki dünya çapında 56 dilde 200 milyondan fazla basılmış.
“Yayıncılık sektörünü ayakta tutan kişi” olarak anılan bir isim Dan Brown.
Eğitim döneminde bilim ve din arasındaki çelişik etkileşime, şifre çözmeye ve gizli hükemet örgütlerine hayranlık duymaya başlamış Brown. Bu temalar daha sonra kitaplarının arka planını oluşturdu. Brown’un romanları semboller, komplolar ve gizli toplum içerikleriyle bilinir. Gizemli yazarımızın kitaplarında kendinizi olayın içinde hisseder ve kitaba başladığınızda elinden bırakamaz

Dan Brown’ın Hayatı


https://preview.redd.it/s8r1v8mupus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=08b295b7bce5bd49a61ec5fe6fcd38e1dbc879f4
Brown, babasının matematik öğretmeni olduğu New Hampshire’da büyüdü. Annesi bir müzisyendi. Amherst College ve Phillips Exeter Academy’den mezun olmuş. 1986’da Amherst College’tan mezun olduktan sonra Los Angeles’ta bir şarkıcı-şarkı yazarı olarak çalışmaya giden Dan Brown müzik kariyerinde başarısız olduğunda 1993’te evine geri döndü ve Phillips Exeter’de İngilizce öğretmeni oldu. Daha sonra kurgu yazmaya başladı.
Dan Brown sembollerle dolu kitaplarını yazmadan önce yoğun araştırmalar yapan bir isim. Sanat tarihçisi ve ressam olan eşi Blythe Brown ise araştırmalarına yardım edip ve eşinin eserlerine fon sağlamakta olan bir isim. Dan Brown dünyanın en zengin yazarlarından biri olmasına rağmen her sabah 4 ‘te kalkıp haftanın her günü yazı yazarmış. Öyle ki yılbaşı tatillerinde dahi yazmayı bırakmazmış. Ayrıca yazar yedi dil öğrendiğini ancak bu dilleri pek kullanmadığını söylüyor.

Dan Brown Hakkında Az Bilinen 10 Gerçek


https://preview.redd.it/meyp8f2wpus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=90fb3ee5e3ad28402a988a62bedb062dfbb40f26
*Dan Brown Tahiti ziyaretinde sahilde uzanırken gördüğü Sydney Sheldon‘ın kitabı olan The Doomsday Conspiracy Türkçe adıyla Sheldon’ın Kıyamet Komplosu kitabını okumuş. Bunu bir kader olarak nitelendiren Brown, Sydney Sheldon’dan aldığı ilhamla kitap yazmaya karar vermiş.
\Romancı olmasına rağmen *roman okumaktan** nefret edermiş.
*Dan Brown’un yaşadığı New Hampshire’da bulunan 10 milyonluk evinin içinde sayısız geçit varmış. Brown’ın romanlarını yazdığı odasına ise bir tablonun arkasında bulunan düğmeye basılarak girilebiliyormuş.
*Başarılı yazar, yazılarını yazarken masasında antika bir kum saati bulundururmuş. Bu sayede her saatte bir mola vererek şınav ve gerilme gibi egzersizlerini yaparmış.
* Brown yazmak için ilham bulamadığı zamanlarda baş aşağı durarak düşünürmüş.
*Brown’un karakterleri için seçtiği isimlerin çoğu gerçek yaşamda tanıştığı insanlardan geliyormuş.
*Brown, şarkıcılık ve şarkı yazarlığında başarısız olmasına rağmen halen boş zamanlarında şarkı söylemeye ve yazmaya devam ediyor.
*Brown ve karısı, Da Vinci Yasası’nın film uyarlamasında yer aldı. Langdon’ın kitap anlaşmaları imzaladığı sahnede arka planda.
*Brown’un karısıyla birlikte yayınladığı ilk kitap, çok başarısız olduğu için basımdan kaldırılmış.
*Brown’un kitapları yayınlanmadan önce, editör ve çevirmenler yeri açıklanmayan ve internetin olmadığı bir odada tutuluyormuş. Ayrıca yanlarına özel eşyalarını almalarına dahi izin verilmeyip odada had safhada güvenlik önlemleri alındığı söyleniyor.

Vatikan Tarafından Kara Listeye Alınmasına Neden Olan Kitap: Da Vinci Şifresi


https://preview.redd.it/lzxez0fypus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=a2324d36452f6488ff5396ed52461b8f030c4091
Gizemli yazar Dan Brown 2003 yılında çıkardığı ve tüm dünyada satış rekorları kıran Da Vinci Şifresi kitabıyla dünyaya ün saldı demiştik. Sıra kitabın konusuna ve diğer ayrıntılara göz atmakta!

Da Vinci Şifresi’nin İlgi Çeken Konusu


https://preview.redd.it/ghjgupd0qus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=f5b6c5566a124438d71010c0900343c37b5650bc
Kitapta İsa ile ilgili tarihi sırlar ve Da Vinci’nin eserlerinde bu sırlarla ilgili ipuçları bıraktığı anlatılıyor. Ayrıca Da Vinci’nin gizli bir tarikata üye olduğu da belirtiyor. Dan Brown’un, sinemalarda da ilgi gören eseri bir cinayetle başlıyor. Cinayetin çözümü sırasında İsa’nın evlenmiş ve soyunun ilerlemiş olduğu fikri öne sürülüyor. Kitap da Leonardo da Vinci’nin yaptığı Son Akşam Yemeği adlı freskte, İsa’nın yanında oturan kişinin Havari Yuhanna değil; Magdalalı Meryem olabileceği ve Mecdeli Meryem’in İsa’nın eşi olduğu fikri ortaya atılıyor.
Romanda anlatılan bu teorilerin ise Sion Tarikatı tarafından korunduğu iddia ediliyor. Kitabın Hristiyan dünyasını karıştıran en tartışmalı özelliği ise, hikâyede işlenen cinayetlerin Papa 2. Jean Paul döneminde gücünü arttırmasıyla tanınan Opus Dei tarikatının üyelerince yaptırılması.

Kitap Katolik Dünyasını Birbirine Kattı

Kitap çıktığı dönemde beğeni topladığı kadar, tepkilerle de karşılaştı. Hristiyan camiasından oldukça tepki gören kitap, insanlara incilin güvenilirliğini sorgulatmakla suçlandı. Bu onlara göre İncil’i örtbas etme çabasıydı. Özellikle kitapta anlatılan İsa’nın ölmediği ve hatta dirilmediği, Galile Denizi’nin batısında küçük bir balıkçı kasabasında Meryem ile evlenip bir kız çocuğunun olduğunun yazılması sabırları taşıran son damla olmuştu.
Kitap sadece Hristiyan dünyasını etkilemekle kalmadı. Arap ülkelerindeki ilahiyat fakülteleri kurgusal bir roman olmasına rağmen Da Vinci Şifresi’ni derslerde inceledi.

Kitabı Yazmaya Karar Vermesi

Dan Brown, Da Vinci tablosundaki gizemi ilk kez İspanya’da Seville Üniversitesi’nde çalışmalar yaparken fark etmiş. Yıllar sonraysa Brown, Melekler ve Şeytanlar için Vatikan’ın gizli arşivlerinde araştırmalar yapma şansına sahip oluyor. Bu araştırmalar sırasında Da Vinci hakkında şüpheleri tekrar karşısına çıkıyor. Yazarımız kitabı yazma öyküsünü şöyle anlatıyor:
“Louvre Müzesi’ne gittim ve Da Vinci’nin ünlü yapıtlarından bazılarının orijinallerini inceledim. O sırada bir sanat tarihçisi bana, bu tabolardaki gizemleri anlamama yardım edecek ipuçları verdi. İşte o andan itibaren bu konu beni esir aldı.”

https://preview.redd.it/vbguc2o1qus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=6b8ccd9afea817998ed1d6f172ab88812553fc5c

Kitap Bir Kurgu Mu, Yoksa Gerçek Mi?

Romanın bir diğer özelliği de ‘Gizli Kardeşlik Örgütü’ hakkında bilgi vermesi. Örgüt hakkında fısıltılarla konuşulan sırlar ilk kez popüler gerilim romanı formatında bir kitapta anlatılıyor. Romanın yazarı dahi kitabın tamamen kurgusal olduğunu söylese de betimlenen tablolar, mekanlar ve tarihi belgelerin hepsi gerçek. Okuyucular da kitabın gerçek olduğuna inanmış olacak ki kitap bu başarılara imza attı. Ayrıca romanlar da anlatılan mekanlar okuyucular sayesinde ziyaretçi akınına da uğruyor.

”Ben tüm dinlerin öğrencisiyim”

“Ben tüm dinlerin öğrencisiyim. Bu konularda bilgim arttıkça, sorularım da artıyor.”
Brown kitapla ilgili yapılan sert eleştirileri ise şu sözlerle yanıtlıyor:
Hristiyan tarihini değiştirip değiştirmediğimi bilmiyorum, ama sanıyorum ki Hristiyanları İncil’deki kutsal yazıların doğruluğu ve tarihi konusunda tartışmaya teşvik ettim.

Diğer Kitapları

Kayıp Sembol


https://preview.redd.it/b1urdqi2qus31.jpg?width=403&format=pjpg&auto=webp&s=31d725dd4e4253cd4ae0dafed03e6704796bcbe8
Dan Brown, büyükbabasının mason olduğunu pek çok programda dile getirmiş bir isim. Bu yüzden evlerinde garip önlükler ve beyaz eldivenler bulunduğunu ifade ediyor. Brown’ın 2009’da çıkan Kayıp Sembol( The Lost Symbol), adlı romanını da bu yüzden yazdığı düşünülüyor Kitabın konusu masonluk.

Melekler ve Şeytanlar


https://preview.redd.it/1xg2ltt3qus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=45e805a37efd1e61fba22cebeb9b78791ff1c75c
Öncelikle belirtmek gerekir ki kitap adını Dan Brown’ın müzik alanında kariyerine devam ederken çıkardığı fakat başarılı olamayan albümünden almış. Melekler ve Şeytanlar (Angels and Demons), Dan Brown’ın 2000 yılında yayınlanmış romanı. Da Vinci Şifresi romanın da baş rolde yer alan Robert Langdon bu romanda da yer alıyor.
Romanda İlluminati isimli eski bir kardeşlik örgütü ile Katolik Kilisesi arasında geçen heyecan dolu olaylar anlatılıyor. Ambigramlar ( tam tersine çevrildiğinde de okunabilen grafiksel figürler) hakkında bilgi içeren ilk roman olarak gösterilen Melekler ve Şeytanlar’ın büyük bölümü Vatikan ve Roma’da, bazı bölümleri de İsviçre’de bulunan CERN laboratuvarında geçiyor. Film uyarlaması ise 15 Mayıs 2009’da ABD’de ve Türkiye’de vizyona girdi.

Cehennem


https://preview.redd.it/vq3iem85qus31.jpg?width=480&format=pjpg&auto=webp&s=439e211de9cc858fb8e08337bf61202c373724f4
Cehennem (Inferno) Dan Brown tarafından yazılıp 2013’te basılan gerilim ve gizem romanı. Robert Langdon serisinin dördüncü kitabı. Kitap 14 Mayıs 2013’te yayınlandı. Kitapta hızlı nüfus artışı sorunu karşımıza cehennem olarak çıkıyor. Bu sorunun olumsuz sonuçları, bu soruna getirilebilecek çözümler kitabın konusunu oluşturuyor.

Origin

Yazarın 27 Eylül 2017’de yayınlanacak “Origin” isimli yeni romanı da diğer romanlarında olduğu gibi din, bilim, sanat ve mimarlık tarihinden izler taşıyacak. Romanı ilk okuyan ülke ise saat farkı sebebiyle Türkiye olacak.

Kitapların Kahramanı: Robert Langdon


https://preview.redd.it/cdvx6jc6qus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=4294364ca5a4d343f227bd463c4acf27ebb73217
Harvard Üniversitesi profesörü sembol bilimci Robert Langdon karakteri Dan Brown’ın tüm kitaplarında yer alıyor. Robert Langdon’ın bir öğretmen olma sebebi ise Dan Brown’ın babasının öğretmen olması.
‘Benim için hayattaki en büyük kahramanlar öğretmenlerdir. Babam da öğretmendi. Öğrenmenin eğlenceli bir iş olduğunu düşünüyorum. Okuyucular da bunu eğlenceli buluyor. Okuyuculara bir şeyler öğretmek için bir profesör kahramandan daha iyisi olabilir mi?”

Kitaplarının Başarısının Sırrı…

Şimdi de Dan Brown’un sırlarını ve düşünce dünyasını anlattığı röportajından öne çıkan kısımlara bir bakalım:
Size “Tanrı’dan sonra en çok kitap satan yazar” deniliyor. Bu kadar çok okunmanın sırrı ya da formulü nedir? Keşke bir formülüm olsaydı, kitap yazmak daha kolay olurdu. Elbette kitaplarımda belli başlı bazı unsurlar var. Sanat var, mimari var, semboller ve şifreler var. Aynı zamanda modern bir unsurun da olması gerekiyor.
“Tanrı’dan sonra kitapları en çok satan yazar” tanımlaması hoşunuza gidiyor mu? Bunun üzerinde çok da düşünmüyorum. Bu röportajı milyonlarca kişinin okuyacağını düşünürseniz yazmakta zorlanabilirsiniz. Ben sadece okumak isteyeceğim kitapları yazmaya çalışıyorum. Yayımlandığında olacakları düşünmüyorum. Dış etkenlere kapalı bir modda oluyorum.

https://preview.redd.it/13cwbni7qus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=ab0af6c7b1ca70f2abc66642e35b555aaad59743
Kitaplarınızdaki komplo teorilerinin ne kadarına gerçekten inanıyorsunuz? Ben bir komplo teorisyeninden ziyade şüpheciyim. Kaosu sevmiyoruz. Otobüsü süren birinin olduğunu, iplerin birinin elinde olduğunu bilmek istiyoruz. İnsanların olayların rastgele gerçekleşmediğine, arkalarında birilerinin bulunduğuna inanması gerekir. Dinlerin de kökeni budur. Kuralların olduğuna inanma arzumuzdur.
Peki başarınızda pazarlama ve halkla ilişkiler faaliyetlerinin rolü nedir? Elbette pazarlama çok önemli. Ama insanlara sevmedikleri bir şeyi satamazsınız. Sonuçta önemli olan birilerinin kitabı okuyup arkadaşlarını araması ve “Harika bir kitap okudum” demesidir.
Çok satan bir yazar olmak sizi kısıtlıyor mu? İnsanların benim kitaplarımda sevdiği şeylerden biri de içlerinde bulmacalar ve sırlar olması. İyi adam kim, kötü adam kim hiçbir zaman tam emin olamıyorsunuz. Çok fazla illüzyon var. Bunu bilinçli yapıyorum. Okuyucunun bir sonraki sayfaya bakar bakmaz sırrı hemen çözmemesini sağlamak için büyük bir emek gerekiyor.
Bu illüzyonu nasıl yaratıyorsunuz? Kitabı yazarken her detay kafanızda önceden belirlenmiş oluyor mu? Bunun için devasa bir altyapı oluşturmak gerekiyor. Son kitabımın ana taslağı 100 sayfaydı. Kitabın sonunda ne olacağını, nasıl ilerleyeceğini bilmeniz gerekiyor.

”İstanbul Beni Büyüledi.”

Türkiye’ye gitmeden önceki fikirleriniz ve gittikten sonraki izlenimleriniz arasında nasıl bir fark var? Beni tamamen afallatan şey İstanbul’un modernliği oldu. Jimmy Choo’ları, Gucci’leri, Prada’ları görüyorsunuz. İstanbul, üst sınıf, modern, dünyevi, ticari bir tarz ve felsefenin karışımı. Üstelik bunlar Ayasofya’nın yanı başında. Bu şoke edici bir birliktelik. Sizden İslam’ı merkez alan bir kitap bekleyebilir miyiz? İslam’ı daha iyi anlamadan hakkında yazmak istemem. İslam’ı büyüleyici buluyorum. İslam hakkında bir gün yazabilirim ama şu an için böyle bir planım yok.
Eğer Dan Brown’nu daha önce hiç okumamışsanız yeni kitabına aylar kala seriye başlamak için mükemmel bir zamanda olduğunu söylemek mümkün. Sizin de sırlarla dolu kitapları ve Dan Brown hakkındaki yorumlarınızı merak ediyor, yorumlarınızı bekliyoruz…
Kaynak: https://emoji.com.tdan-brown/
submitted by flatartagency to u/flatartagency [link] [comments]


2019.06.20 22:58 fragmanlife Caglar Ertugrul Kimdir? Sevgilisi Kim? (Afili Ask Kerem Yigiter Kimdir)

Caglar Ertugrul Kimdir? Sevgilisi Kim? (Afili Ask Kerem Yigiter Kimdir) Başrollerini Çağlar Ertuğrul ve Burcu Özberk’in paylaştığı Afili Aşk dizisinin oyuncularını ve karakterlerini yakından tanımaya devam ediyoruz. 12 haziran 2019 çarşamba akşamı 20:00 Kanal D ekranlarında yayına girecek olan Arc Filmin yeni dizisi Afili Aşk’ta Kerem Yiğiter’e hayat veren Çağlar Ertuğrul izleyicinin en çok merak ettiği isimlerden biri oldu. Peki kimdir bu zengin ve havalı Kerem Yiğiter’e hayat veren oyuncu Çağlar Ertuğrul?
Çağlar Ertuğrul Kimdir? Çağlar Ertuğrul Wikipedia Çağlar Ertuğrul 5 kasım 1987’de İzmir’in güzel ilçesi Karşıyada dünyaya gözlerini açmıştır. Şuanda 32 yaşında olan dizi ve film oyuncusu Çağlar Ertuğrul Koç Üniversitesi, makine mühendisliği bölümünden 2011 de mezun olmuştur. Üniversite yıllarında tiyatroya olan yeteneğini keşfeden Çağlar Ertuğrul daha sonra Akademi 35.5’dan oyunculuk eğitimleri almıştır.
Oyunlarda yer alan Çağlar Ertuğrul daha sonra Youtuber olarak kanal açmış ve ünlenmiştir. Çağlar Ertuğrul’u keşfeden isim ise Dağ filminin yönetmeni Alper Çağlar olmuş Dağ filminde bu yakışıklı genci başrolde değerlendirmiştir. Filmin milyınlarca izleyici tarafından beğenilmesinden sonra Ardından Bana Masal Anlatma filminde oynamıştır. Medcezir ve Benim İçin Üzülme gibi çok büyük dizilerde de başrollerde yer alan Çağlar Ertuğtul Türkiye’nin önemli jönlerinden biri olmayı başarmıştır.
Çağlar Ertuğrul 2018 de yer aldığı Yanımda Kal flminde gösterdiği üstün performans ile Türkiye Gençlik Ödüllerinde en iyi erkek sinema oyuncusu ödülünü almıştır. Çağlar Ertuğrul’un başrolünde yer aldığı ve Yağız Egemen olarak yer aldığı Fazilet Hanım ve Kızları dizisi dünya da bir çok ülkede yayınlanınca Çağlar Ertuğrul dünyaca ünlü bir isim haline gelmiştir.
Hangi Yaz Dizisi Devam Edecek? Hangisi Final Yapacak? (Anket) Hangi Yaz Dizisi Devam Edecek? Hangisi Final Yapacak? (Anket)
Afili Aşk Kerem Yiğiter Kimdir? Kerem Türkiye’nin önde gelen tekstil fabrikalarından biri olan Yiğiter holdingin sahibi Muhsin Yiğiter’in oğludur. Kerem hayatı boyunca hiç bir maddi sıkıntı veya eksiklikle karşılaşmamış yediği önünde yemediği arkasında yakışıklı mı yakışıklı iyi kalpli ama biraz da vurum duymaz bir gençtir. Havalı arabasına bindiği zaman kızlar iç çeker.
Kerem kızların göz bebeği olsa da babasının işe yaramaz oğludur. Muhsin gelecekte işleri Kerem’e bırakacak olmaktan çok korkar çünkü ona göre Kerem’in tek işi karı kız ile para harcamaktır; ama gerçekler böyle değildir Kerem yenilikçi ve sanatçı ruh ile Yiğiter markasına yeni bir stil getirmiş kötü giden işleri bir anda çok iyi bir yere getirmiştir ama babası bunu hiç görmemiştir.
Muhsin bey Kerem’in evlenmeden kendine gelemeyeceğini düşünür. Gelenekçi bir baba olan Muhsin bir iftiraya kurban giden Kerem’i evlendirmek zorunda kalır. Kerem’e zorda olduğu için iftira atan Ayşe Yılmaz ise abisi tarafından sevmediği bir adam ile evlendirilmek istenen; sevdiği adam ise en yakın arkadaşı ile kaçmış bir kızdır. Kerem üzdüğü bir kız arkadaşının intihar etmesinden sonra tam değişmeye karar vermişken Ayşe Yılmaz’ın hayatına girmesi ile başına gelmeyen kalmaz.
Çağlar Ertuğrul Kaç Doğumlu? Çağlar Ertuğrul 5 kasım 1987 doğumludur ve 32 yaşındadır.
Çağlar Ertuğrul ile Burcu Özberk Sevgili mi? Burcu Özberk ile Çağlar Ertuğrul arasında bilinen bir aşk ilişkisi yoktur.
Çağlar Ertuğrul’un sevgilisi Kim? Çağlar Ertuğrul sevgilisi Kayla Manukyan’dir.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.06.20 22:52 fragmanlife Ali Gozusirin Kimdir? Kac Yasinda? Sevgilisi Kim? (Her Yerde Sen Veteriner Ibo)

Ali Gozusirin Kimdir? Kac Yasinda? Sevgilisi Kim? (Her Yerde Sen Veteriner Ibo) Her Yerde Sen dizisinin oyuncu kadrosunu ve karakterlerini yakından tanımaya devam ediyoruz. Her Yerde Sen dizisinin baş rollerinde Furkan Andıç, Aybüke Pusat, Ali Yağcı ve Aslıhan Malbora gibi önemli oyuncular yer alacak. Her Yerde Sen dizisinde ünlü oyuncu Ali Gözüşirin yakışıklı ve cool Veteriner İbo karakteri ile ekranlarda olacak. Peki kimdir bu Ali Gözüşirin?
Her Yerde Sen dizisi tam liste oyuncu kadrosu ve karakter açıklamaları için tıklayınız. Her Yetde Sen Oyuncu
Ali Gözüşirin Kimdir? Ali Gözüşirin 27 Ocak 1995 de İstanbul’da hayata gözlerini açmıştır. Şuanda 24 yaşında olan yakışıklı oyuncu İstanbul Gelişim Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden başarı ile mezun olmuştur. Meslek hayatına modellik yaparak başlayan Ali Gözüşirin daha sonra defilelerde yer almış ve mankenlik yapmıştır.
Aslen Trabzonlu olan Ali Gözüşirin İrem Derici’nin Bambaşka Biri klibinde dansçı olarak yer almış ve bir çok yapımcının dikkatini çekmeyi başarmıştır. Fit vücudu ve kaslı yapısı ile dikkat çeken Ali Gözüşirin Ufak Tefek Cinayetler dizisinde Kerim Adil Sağlam’ın gençliğine hayat vermiştir. Osman Sonant’a benzerliği ile de dikkat çeken Ali Gözüşirin 188 cm boy ve 73 kg’dır.
Kalabalık bir ailede yetişen Ali Gözüşirin hareketli bir çocukluk geçirmiştir. Kendini azim, hırslı, gözükara, acımasız ve gururlu olarak tanımlar. Özel yaşamını çok fazla sosyal medyada paylaşmayan Ali Gözüşirin GZone Dergisinde mayıs 2016 sayısında kapak fotoğrafı olmuş bu reklamın hayatının kırılma noktası olduğunu düşünüyoruz. Oyunculuk merakının ilk okulda girdiği tiyatro kolu ile başladığını belirten daha sonra lise de ve üniversitede oyunculuk ile ilgilenmiştir.
Ali Gözüşirin’in Sevgilisi Kim? Ali Gözüşirin’in şuana kadar medya ile paylaştığı veya beraber fotoğraf verdiği bir kız arkadaşı görülmedi. Belki de bu yakışıklı adamın kalbi boştur ve kalbinin prensesini beklemektedir.
Ali Gözüşirin Kaç yaşında? Ali Gözüşirin 27 Ocak 1995 doğumludur ve 24 yaşındadır.
Her Yerde Sen Veteriner İbo Kimdir? İbrahim Selin’in yakın arkadaşıdır ve mesleğinde başarılı bir veterinerdir. Hayvanları çok seven veteriner İbo kliniğinde bir çok hayvanı da ücretsiz muayene eder. Oldukça yardım sever bir insan olan İbo Selin’in dert ortağı ve akıl hocasıdır. Selin ile bir çok ortak noktası olan İbo atletik vücudu ve havalı giyim tarzı ile kızların da göz bebeğidir. Selin’in iş arkadaşı Ayda ile tanışan İbo Ayda’ya aşık olur. Ayda da İbo’ya karşı boş değildir. Her Yerde Sen dizisinde İbrahim ile Ayda’nın aşkı izleyici tarafından çok samimi ve tatlı bulunacak.
Her Yerde Sen dizisinde Aslıhan Malbora ile Ali Gözüşirin partner olacak. Eğer Ayda ve İbrahim aşkı çok sevilirse belki de Aslıhan Malbora ile Ali Gözüşirin başka bir dizi de başrol olarak karşımıza çıkacaktır zira ikisi çok yakışıyor bir birine.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.15 20:47 fragmanlife Ask Yeniden dizisi konusu ve oyunculari

Ask Yeniden dizisi konusu ve oyunculari Sevdiklerini, tüm ailesini, hayatını geride bırakarak, aşık olduğu Ertan’ın peşinden Amerika’ya kaçan Zeynep, elinde hayal kırıklıkları ve bebeğiyle Türkiye’ye geri döner. Diğer tarafta Amerika’ya eğitim için giden Fatih’in de hayal kırıklıkları ile ülkesine, ailesinin yanına dönme vakti gelmiştir. Bu iki insanı ve iki farklı hayatı eve dönüş yolunda buluşturan hikaye “Aşk Yeniden” FOX'ta!
Özge Özpirinçci kimdir? Zeynep Taşkın Özge Özpirinçci Özge Özpirinçci Zeynep Taşkın Güzel, alımlı ve doğal bir kız olan Zeynep, Karadenizlidir. Bazen patavatsız olabilecek kadar dobradır. Dışarıdan yıkılmaz bir dağ gibi görünse de, aslında çok narin bir kalbe sahiptir. İnsanlara yaralarını göstermekten hoşlanmaz. Güçlüyü oynamayı sever.
Buğra Gülsoy kimdir? Fatih Şekercizade Buğra Gülsoy Buğra Gülsoy Fatih Şekercizade Fatih; yakışıklı, zengin, iyi eğitim almış bir gençtir. Aile değerlerine bağlıdır. Hayatın zorluklarını hiç görmemiştir ama muhallebi çocuğu da değildir. Aslında içinde her şeye karşı duracak kadar cesur bir kalp taşımaktadır içinde ama bunu kendisi de
Tamer Levent kimdir? Şevket Taşkın (Reis) Tamer Levent Tamer Levent Şevket Taşkın (Reis) Zeynep’in babası Şevket Reis, Trabzon’lu bir balıkçıdır. Karadeniz gibi dalgalı, hırçın, deli dolu bir adamdır. Çevresinde çok sevilip sayılır. İyiliğine iyidir ama kini de dillere destandır. Kendisine yapılan bir şeyi unutmaz. Kafaya taktığı bir şeyle
Tülin Oral kimdir? Gülsüm Şekercizade Tülin Oral Tülin Oral Gülsüm Şekercizade 80 yaşlarında bakımlı, çok şık, ve görgülü bir hanımefendidir. Fatih’in babaannesidir, soyu saraya dayanmaktadır. Osmanlı insanının görgüsünü tüm hayatına ve davranışlarına yansıtmıştır. Saray’ın helvacısı olan büyük büyük dedesiyle gurur duymaktadır
Lale Başar kimdir? Mukaddes Şekercizade Lale Başar Lale Başar Mukaddes Şekercizade Yaşlanma fobisi olan Mukaddes Hanım çok zengin ve soylu bir aileden gelmektedir. Lüks içinde yaşamakta ve tam bir burjuva hayatı sürmektedir. Buna rağmen paraya karşı bir açgözlülüğü vardır. Son sözü söyleyen olmak en büyük idealidir ancak kayınvalidesi
Mert Öcal kimdir? Ertan Mert Öcal Mert Öcal Ertan Ertan, Zeynep’in her şeyden vazgeçip peşinden Amerika’ya gittiği ilk aşkı ve çocuğunun babasıdır. Sıkıntıya ve kısıtlanmaya tahammülü olmayan Ertan asla sorumluk almaz ve özgürlüğüne öylesine düşkündür ki kendisine ayak bağı olabilecek herkesten,
Nilay Deniz kimdir? Selin Şekercizade Nilay Deniz Nilay Deniz Selin Şekercizade Fatih’in kız kardeşi Selin, güzel ve sempatik bir genç kızdır. Gençlik başında duman, kimseyi umursamaz. Abisinin aksine annesini hiçbir zaman çok ciddiye almamıştır. Her şeye tamam diyen ama en sonunda kendi istediğini yapan Selin, tam bir sosyal medya
Ertan,Zeynep'in her şeyden vazgeçip peşinden Amerika'ya gittiği ilk aşkı ve çocuğunun babası...Sıkıntıya ve kısıtlamaya tahammülü olmayan Ertan asla sorumluluk almaz ve özgürlüğüne öylesine düşkündür ki kendisine ayakbağı olabilecek herkesten,her şeyden anında vazgeçebilir.Ama nedense son zamanlarda Ertan'ın babalık duygusu kabardı.Zeynep ve Selim'in etrafında oldukça dolanmaya başladı. Evet düşmanımızı tanıdık.Bizi düşmanımızdan kurtaracak dostlarımızı tanımaya ne dersiniz? İlk dostumuz denizlerin adımı,Zeynep'in babası kaçak Şevket Reis!Zeynep'in babası Şevket Reis,Karadeniz gibi dalgalı,hırçın,deli dolu bir adam.Çevresinde çok sevilip sayılıyor.Kendisine yapılan bir şeyi unutmuyor ve kafasına taktığı bir şeyle bıkmadan usanmadan uğraşıyor.Hayatta en değer verdiği kişiyse kızı Zeynep...Kendisine yapılanı unutsa da kızına yapılan hiçbir şeyi unutmaz Şevket Reis.Bu yüzden Ertan'ın üstesinden gelebilecek en güçlü dostumuz o.Ertan'a karşı kullanabileceğimiz ikinci kişi Aşk Yeniden karakteri :Şaziment!Bir internet kurdu olan Şanziment'in üstesinden gelemeyeceği bir şey yok...Şu aralar aşk işleriyle meşgul olsa da Zeynep ve Fatih ilişkisine musallat olan Ertan'ı bitirmeye yönelik kullanabilceğimiz en iyi silahlardan olabilir.Üstelik Şanziment dansının da herhangi bir kişide inanılmaz bir yıkım yaratabildiğini de belirtelim!Ve yalancıların korkulu rüyası Darbeli Haydar!Sorunların çözümü için darbe gücünü kullanmaktan geri kalmayan Darbeli,Ertan'a karşı en iyi çözümlerden biri.Baksanıza bakışlarında nasıl bir öfke var... Yalnızca bu bakışlarla bile Ertan bitti!Tüm saydıklarımızı bir tarafa bırakıp annesini ve babasını Ertan'dan kurtaracak olan Selim'e ne dersiniz?Evet,Selim Ertan'ın oğlu. Fakat Selim,annesini ve babasını üzen Ertan'ı böylesi tehditkar bakışlarıyla tekrar geldiği yere gönderebilecek güçte.Üstelik sessiz sedasızlıktan gelen gizli bir gücü olduğunu da belirtelim.İşte Aşk Yeniden'de "aşk düşmanı" Ertan'dan bizi kurtaracak olan ekip! Bu ekip Ertan'ı bırakın Vahit'in bile üstesinden gelir...Bizden söylemesi.Gelin neler olacağını yeni bölümde görelim! Salı Akşamı Aşk Yeniden'in yeni bölümünde buluşalım.
  1. Bölüm Özeti Bir süre içinde bulundukları adadan kurtulma yollarını arayan kahramanlarımız maalesef zaman geçtikçe umutlarını kaybetmiştir. Ada şartlarına alışıp orada kendilerine yeni bir hayat kurmaya başlamışlardır. Kendilerine bir lider seçmek isterler fakat işler sandıkları kadar kolay olmaz. Liderlik için Fatih'in karşısına en yakın rakibi olarak Zeynep'in çıkması durumu ekibin içinde bölünmelere sebep olur. Adada ele geçirdikleri misafirleri başlarda herkesin korkmasına sebep olur. Ondan kurtulmayı planlarlarken adanın diğer tarafında karaya oturan bir geminin varlığından haberdar olmaları hepsinin yeniden griye dönme umudunu yeşertir. Fatih ve yanındaki birkaç kişi adanın diğer tarafına geçmek için hazırlıklara başlarlar. Fakat bu misafirin onları ölüme mi yoksa yeni bir hayata mı götüreceği meçhuldür!Aşk Yeniden Final bölümüyle Salı akşamı saat 20.00'da FOX'ta!
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


Alp'in Necla'yı Tavlama Çabaları - Bir Ana Bir Kız (1975) ADANAYA BİR KIZ GEÇTİ GÖRDÜNMÜ Kız İsteme Bestesi - Bir Kızı Çok Sevmiştim Erkekler lisesinde bir kız 1.S 1.B #gachalife #GLMM - YouTube Sörfçü Kız Bruna +18 Full HD - YouTube Dangal  O Bir Kız  HD İzle - YouTube Msp  Bir Kız Hesabımı Çalmaya Çalıştı !! Özgürlüğün Elli Tonu (2018) - Uslu Bir Kız Olucak mısın? (4/9) ALFABE OYUNCAK BULMA OYUNU OYNADIK  BULAN SAHİP OLUR ... Kızlar evinde bir erkek 2. Bölüm

  1. Alp'in Necla'yı Tavlama Çabaları - Bir Ana Bir Kız (1975)
  2. ADANAYA BİR KIZ GEÇTİ GÖRDÜNMÜ
  3. Kız İsteme Bestesi - Bir Kızı Çok Sevmiştim
  4. Erkekler lisesinde bir kız 1.S 1.B #gachalife #GLMM - YouTube
  5. Sörfçü Kız Bruna +18 Full HD - YouTube
  6. Dangal O Bir Kız HD İzle - YouTube
  7. Msp Bir Kız Hesabımı Çalmaya Çalıştı !!
  8. Özgürlüğün Elli Tonu (2018) - Uslu Bir Kız Olucak mısın? (4/9)
  9. ALFABE OYUNCAK BULMA OYUNU OYNADIK BULAN SAHİP OLUR ...
  10. Kızlar evinde bir erkek 2. Bölüm

Kendisini evlat edinip büyüten ailesini terk eden genç bir kadın, Sao Paulo'da lüks bir fahişe olarak çalışmaya başlar ve yaşadıklarını popüler bir blogda an... SAMİ DEVECİ 05364708929. Kır At Gemin Almış Yol Mu Dayanır / Ali Ercan (Adanaya Bir Kız Geçti Filminden) - Duration: 1:42. Halk Film 23,786 views Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube. Dangal, Hintli Mahavir Singh Phogat'ın hikayesini anlatıyor. Mahavir Singh Phogat bir güreş hayranıdır. İki küçük kızına da güreş öğretmeye karar verir. İki ... bir kızı çok sevmiştim gitmiştik istemeye pahalı bir çikolata,bir buket çiçek ile takım elbiseyi giyip atladık bir taksiye başladık gitmeye,kızın evine.. hoşgeldiniz fasılları ... Bir Ana Bir Kız, 1975 yapımı başrolde Necla Nazır ile Yıldız Kenter'in yer aldığı yeşilçam filmidir. Tek Parça izleyebilirsiniz. Film, aynı evde yaşamaya başlayan Zeynep ile Necla ... GRİNİN ELLİ TONU Türkçe Altyazılı Klip - Christian Ana'nın Çalıştığı Yere Giderek Ana'yı Şaşırtıyor - Duration: 1:38. UIPFilmcilik 308,113 views Erkekler evinde bir kız 16.bölüm {zack in başı dert te} (gacha life) - Duration: 14:43. •Gacha Life Dizileri• Recommended for you Sevgili arkadaşlarımız, bu eğlenceli video da TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK OYUNCAK MAĞAZASI CANDA OYUNCAK 'ta ALFABE OYUNCAK BULMA OYUNU OYNADIK ÜSTELİK YENİ BİR KUR... Arkadaşlar Biliyorum bu video biraz anlamsız oldu ama olsun :D yine de video ayrıca 107 abone için çook teşekkür ederim ayrıca başka bir müzik videosu daha y...