Zorunlu politikaları

Faşizm ve Monarşi Türleri Üzerine

2020.10.07 20:10 Doctor37141 Faşizm ve Monarşi Türleri Üzerine

Faşizm ve monarşinin değişik türleri vardır bunlar dünyanın çeşitli dönemlerinde çıkmış ve uygulanmış yönetim biçimleridir.
-MONARŞİ-
Monarşi kendi içinde kabaca ikiye ayrılır elbette bu dallar içeri doğru açılırlar fakat kabaca 2 dalı vardır
•Antik Monarşi
Tüm toplumlar, tarihlerinin şu veya bu evresinde monarşiyi yaşamış ve ona kutsal bir nitelik vermiştir. Her eylemin bir ayin görünümüne büründüğü kalıcı bir dini ortam içinde yaşanılan bir dünyada, kral, ancak tanrının (İbranilerde) veya tanrıların seçtiği bir kişi, hatta mısır firavunları gibi tanrının kendisi de olabilirdi. Monarşilerin bu ağırlıklı dini niteliği bu yönetim biçiminin ortadan kalkmasından sonra bile varlığını korudu: Mesela, Atina'da demokratik dönem içinde, yargıç kral, sitenin tüm dini hayatını denetimi altında tutuyordu. Tanrılar ve insanlar arasında aracılık görevini üstlenen hükümdar, kendisini destekleyenlerin ve iktidarını kabul ettirmek için gerekli olan kişilerin gücünün, kendi iktidarını sınırladığını görüyordu. Mısır'da kral, defalarca rahiplerin engellemesiyle karşılaştı ve onlarla uzlaşmak zorunda kaldı; yine mikenai dönemi Yunanistan'ında krallık gücü, ayrıntılı ve bürokratik bir saray yönetimine dayanıyordu. Kral, aynı zamanda ordunun başıydı ve savaşlarda kendine eşlik eden savaşçılar sınıfını göz önünde bulundurmak zorundaydı. Monarşilerin en mutlak nitelik kazandığı ve en uzun süre varlığını koruduğu bölgeler, tarımın sulamaya dayandığı ve karmaşık bir örgütlenme gerektirdiğiyerlerdi (NilVadisi ve mezopotamya deltası). Atina, Sparta veya Roma gibi başka yerlerde, oligarşi kısa süre içinde kralın yetkisi yerine kendi yetkisini kabul ettirdi. Bununla birlikte, İskender'in fethi sonucunda, Yunanistan'da doğu monarşilerinin kutsal niteliğinden geniş ölçüde esinlenen bir monarşi türü ortaya çıktı.
•Modern Monarşi
Kıta Avrupası'nda monarşi, Fransız İhtilali'ne kadar sürmüştür. 1789 Fransız İhtilalinden günümüze kadar olan süreçte modern devlet anlayışının ikinci aşaması yaşanmıştır. Bu aşamada egemenlik topluma verilmiştir. Egemenliğin yetkilerinin sınırlı olarak kullanılması gerektiğinin düşünülmesi gibi gelişmelerin yaşanmasının ardından, mutlak egemenlikten farklı olarak sınırlı bir egemenlik ortaya çıkmıştır. Egemenliğin sınırlandırıldığı dönemin siyasal iktidar tipi ulus devlet olmuştur. Rönesans'ın etkisiyle 16. yy başlarından itibaren toplumların sosyal, ekonomik ve kültürel ölçüleri değişikliğe uğramaya başlamıştır. Bu dönemde kent uygarlığının gelişmesi ve açık ekonomi düzenine geçilmesiyle sermaye, ulusal alanda ağırlığını daha fazla duyurmuştu. Burjuvazi sınıfı, niteliğini değiştirme ve üretken bir sınıf olma yolunda ilerlemekteydi. Ticarete ve el sanatlarına dayalı sermaye, giderek artış göstermekteydi. Ticaret burjuvazisinin korunması gerektiğini düşünen dönemin kralları, ticareti içte ve dışta korumaya yönelik önlemler alma yoluna girdiler. Ekonomiye egemen olan burjuvazi sınıfı, tüm yetkilerin kralda toplanmasıyla kazancını her bakımdan garantiye alabilecekleri düşüncesini taşımaktaydılar. Ayrıca kilise de kralın yönetimine girdi ve yönetimdeki ağırlığı ciddi oranda bir kayba uğramış oldu. Burada krallığın burjuvazi sınıfıyla kolaylıkla uyuşmasının bir nedeni de soylularla olan ve kökleri tarihte çok eskilere dayanan bir anlaşmazlık içinde oluşlarıdır. Krallar ve soylular tüm tarih boyunca birbirlerinin yetkilerini sınırlandırmak için uğraş vermişlerdir. Bu iki taraf arasındaki çatışmanın bir örneği de Magna Carta olarak gösterilebilir. "Özgürlük" terimi burjuvazi sınıfının temel statüsü haline gelecektir. Yeni dönem hukuku, genellik ve kesinlik karakterine sahip "modern" bir hukuk olacaktır. Niccolò Machiavelli'ye göre; ahlakın kökenini toplum oluşturmaktadır. İnsanı evrensel bencil olarak tanımlamaktadır. Prensi ahlak dışı tutar ve toplumda düzeni sağlayacağına inanır. Ahlakın temel ilkesinin sevgi olduğu görüşündedir. Din, birleştirici olmalıdır. Bunun için de din, devlete bağlı durumda olmalıdır. Machiavelli, bu şekilde laikliği gerçekleştirmiş olur. Jean Bodin ise, vicdan özgürlüğünü savunur. Machiavelli ile ortak yönleri; dinsel hoşgörüyü ülkenin düzeni için bir araç olarak görüyor oluşudur. Bodin'e göre kral, Tanrının vekili konumundadır ve gücünü ondan alır. Farklı dinlerde insanların birbirlerine hoşgörüyle yaklaşımında din birliğinin sağlanabileceği görüşündedir. Thomas Hobbes da Machiavelli gibi kiliseyi devlete bağımlı kılar. Aslında hepsinin amacı; barış ve birliğin korunmasıdır. Fakat bu amaca, Bodin hoşgörüyle ulaşmayı amaçlarken Machiavelli ve Hobbes toplumu güderek ve zor kullanılarak bu ulaşmayı amaçlar. Üç düşünürün de benimseyip savunduğu yönetim biçimi mutlak egemenliktir. Üçü de görüşlerinde objektif ve tarihsel bir metot kullanmıştır.
Günümüzde monarşi ile yönetilen ülkelere:
▪︎Birleşik Krallık ▪︎Norveç ▪︎İsveç ▪︎Hollanda ▪︎Belçika ▪︎İspanya ▪︎Fas ▪︎Suudi Arabistan Krallığı ▪︎Omman Krallığı ▪︎Japonya Gibi ülkeker örnek gösterilebilir
-FAŞİZM-
Faşizm, ilk olarak İtalya'da Benito Mussolini tarafından oluşturulan, otoriter devlet üzerine kurulu bir radikal milliyetçi siyasi ideolojidir. İlkeleri ve öğretileri La dottrina del fascismo adı altında Giovanni Gentile tarafından yazılmıştır. Benito Mussolini'nin kurucusu olduğu Ulusal Faşist Parti'nin İtalya'da iktidara gelmesinin ardından, birçok milliyetçi ideolojiye örnek oldu. Benito Mussolini'nin sistemini örnek alarak doğan nasyonal sosyalizm ve falanjizm gibi akımlarla beraber faşizm iyice güçlenen bir ideoloji olmuştur.
İtalya'da kurulan ideolojinin orijinal versiyonu için İtalyan faşizmi sayfasına bakınız.
Milliyetçi işçi hareketlerinden ilham alan ilk faşist hareketler, İtalya'da I. Dünya Savaşı sıralarında; sol fikirleri, sağcı ve milliyetçi unsurlarla birleştirerek; komünizme, marksist sosyalizme, liberalizme, demokrasiye ve geleneksel sağcı muhafazakârlığa karşı olarak ortaya çıkmıştır. Faşizm, geleneksel siyasal yelpazede genelde aşırı sağa konulsa da, siyaset bilimciler tarafından bu tanımın yeterli olmadığı tartışılmıştır. Faşistler kendi uluslarını, ulusal camianın kitlesel seferberliğini teşvik eden totaliter bir devlet yoluyla bütünleştirmeyi amaçlarlar ve faşist ideolojiye uygun ilkelerle birlikte ulusu örgütlemeyi hedefleyen devrimci siyasal harekete önayak olan bir öncü partiye sahip olmayla nitelenirler. Liberalizme, demokrasiye, marksist sosyalizme ve komünizme muhalif faşist hareketler; devlete ihtiram, güçlü bir lidere bağlılık ve aşırı milliyetçilik ile militarizme verilen önem gibi ortak özelliklere sahiptir. Faşizm, siyasal şiddeti, savaşı ve emperyalizmi; ulusal ihyaya ulaşmak için bir araç olarak görür ve güçlü ulusların, daha güçsüz ulusların yerine geçerek topraklarını genişletmeye hakkı olduğunu ileri sürer. Faşizmi bir dünya görüşü olarak benimseyen İtalyan lider Benito Mussolini'nin 1922'de İtalya'da iktidara gelmesinin ardından, onun iktidarı döneminde, İtalya'da resmi ideoloji olarak yürütülmüştür. Kısa süre içerisinde genel anlamıyla baskıcı, otoriter rejim anlayışını betimler bir nitelemeye dönüşmüş ve nasyonal sosyalizm başta olmak üzere, anti-demokratik ve otoriter ideoloji ve yönetim sistemlerinin tamamına halk tarafından verilen genel bir isim halini almıştır. Kavramın kökeni Antik Roma yöneticilerinin geniş hükûmet yetkisini sembolize eden, ucunda balta bulunan bir çubuk demetinin adı olan Latince fasces sözcüğünden ileri gelir. Aynı simge daha sonraları Fransız Devrimi sırasında Aydınlanma anlamında, halkın elindeki devlet gücünü temsil etmek üzere kullanılmıştır. Söz konusu sembol birtakım değişikliklerle 1926 yılından itibaren İtalya'nın resmi devlet sembolü olmuştur. Sembolün üçlü anlamı, yani devlet gücü, halk mülkiyeti ve birliktelik Mussolini'nin propagandasında kullanılmıştır. Faşizm, baskıcı rejimleri tanımlamak için kullanılan genel bir terim olmadan önce, asıl olarak İtalyan milliyetçiliğini temsil eden bir ideoloji olarak ortaya atılmıştır. Ancak kendisiyle eş zamanlı olarak ortaya çıkan nasyonal sosyalizm ve falanjizm gibi akımlar da amaç ve uygulamalar bakımından bir İtalyan ideolojisi olan faşizme yakın oldukları için faşizme bağlı siyasî hareketler olarak tanınmışlardır. Aşırı milliyetçi ve anti-komünist bir hareketin İtalya dışında "faşist" olarak nitelenmesinin ilk örneği Avusturya'da görülmüştür. Avusturyalı anti-komünist aşırı milliyetçilerin ideolojisi Avusturya faşizmi (Austrofaschismus) olarak isimlendirilmiştir. Aynı zamanda, Almanya'da komünistler, nasyonal sosyalistleri kendi propagandaları gereğince "faşistler" (die Faschisten) olarak isimlendirmişlerdi. Bir rejimin faşist olarak nitelendirilebilmesi için, o rejimin ideolojisinin milliyetçi olması ve milletin varlık ve çıkarlarını her şeyin üstünde tutması gereklidir. Bu yönüyle halkçılığı da içermeli ve sadece zenginlerin veya işçilerin değil, milletin bütün fertlerinin refahını sağlamayı hedeflemelidir. Bu hedefe ulaşmak için ise ekonomi üzerinde sıkı bir devlet kontrolü uygulamak, işçi ücretlerinin yeterli olmasını sağlamak, keyfi işten çıkarmaları önlemek, hayat pahalılığının önüne geçmek için fiyat kontrolü uygulamak gibi önlemler uygulamak faşizmin politikalarındandır. Faşizm, sınıflar arasındaki çelişkileri ortadan kaldırmayı öngörür. Bu yönde devlet eliyle korporatif sendikalar kurulur ve işçi ile işveren arasında anlaşma sağlanır. Toplumdaki yoksul ve orta sınıfın ihtiyaçları devlet tarafından karşılanır; örneğin Almanya'da çıkan toprak yasasıyla köylülerin topraklarının ipotek yoluyla ellerinden alınmasının önüne geçilmiş ve fırsatçı sermayenin köylüyü sömürmesi engellenmiştir. Faşizmin amacı bir toplumu birlik-beraberlik, ulusal değerler, tarih bilinci, vatan-bayrak-devlet üçlemesi, halkçılık ve devletçilik gibi anlayışların altında bütünleştirmektir. Saldırgan milliyetçi olmakla birlikte -özellikle de nasyonal sosyalizmde- ırkçı boyutlara varabilmektedir. Milliyetçi veya ırkçı fikirlerin benimsenmesi ülkelere göre değişmektedir; örneğin İtalyan faşizminde "İtalyan vatandaşlığı" kavramı ön plandayken, Alman nasyonal sosyalizminde ise "Alman kanı taşıma" düşüncesi ön plandadır. Mussolini'nin doktrininde vatandaşlık kavramı vurgulanırken, Hitler'in doktrininde ise kan bağı vurgulanmaktadır. İtalyan faşizmi milliyetçidir, Alman nasyonal sosyalizmi ise ırkçıdır. Faşist yönetimlerin başa geçmesi Almanya'da demokrasiyle, İtalya'da hükümdarı tehdit etmekle (Roma'ya Yürüyüş), İspanya'da ise iç savaşın kazanılmasıyla gerçekleşmiştir. Tarihe baskıcı rejimler olarak geçen bu yönetimler, o yıllarda mevcut oldukları ülke halkının çoğu tarafından, özellikle de Almanya'da desteklenmişlerdir. 1922'de Benito Mussolini İtalya Kralı tarafından başbakan olarak atanmış, 1924 seçimleri sonucunda ise % 61.3 oy alarak Faşist Parti'nin iktidarda kalması kesinleşmiştir. Adolf Hitler Ocak 1933'te Almanya Cumhurbaşkanı tarafından şansölye (başbakan) olarak görevlendirilmiş, Mart 1933'te yapılan seçimlerin sonucunda Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi % 43.9 oy alarak iktidarda kalmıştır. II. Dünya Savaşı'nın sonunda -İspanya'daki hariç- faşist yönetimler devrilmiştir.
•Faşizm'in Özellikleri
İdeoloji ve amaçlar
Faşizmde toplumsal yaşamın tüm alanlarını kapsayan bir tek ideoloji bağlayıcı olarak ilan edilir. Gerek devlet gerekse de iktidarın dünya görüşüne göre ve lider ilkesine göre örgütlenir ve belirlenir. Basın ve yayın kuruluşlarının mevcut ideolojiye göre yayınlar yapması zorlanır. Hakim görüşe zıt düşünceler ve muhalif seslerin çıkması çeşitli baskı unsurlarıyla önlenir. Aykırı yayın yapanlar sansürlenir, kapatılır veya başka türlü yollarla engellenmeye çalışılır. Böylece hakim düşüncenin karşısına farklı düşüncelerin çıkmasının önüne geçilmiş olunur ve tek tip düşünce, toplumda baskın hale getirilir. Faşizmin boyutu, bu koşulların ne kadarının somut olarak uygulamaya geçirildiğiyle doğru orantılıdır.
Lider ilkesi: Bu ilkeye göre toplumsal yaşamın tüm alanlarını kapsayan bir tek ideoloji bağlayıcı olarak ilan edilir. Gerek devlet gerekse de yönetim dünya görüşüne göre ve lider ilkesine göre örgütlenir ve belirlenir. Aynı şekilde işletmelerde de patron ve işçi arasında işletme yöneticisinin iktidarına dayalı bir ilişki kabul edilir.
Milliyetçilik ve vatanseverlik: 19. yüzyıl boyunca yükselen milliyetçilik 20. yüzyılda çeşitli ve aşırı boyutlara varmıştı. Faşizmde milliyetçilik en ön plandadır ve temel ideolojidir. Vatanseverlik ve millî değerler her fırsatta vurgulanmaktadır.
Antisemitizm ve ırkçılık: İtalyan faşizminin özünde ırkçılık yoktur, milliyetçilik ve vatanseverlik vardır. Fakat Alman nasyonal sosyalizminde ise katı bir ırkçılık mevcuttur.
Popülizm, anti-komünizm ve anti-liberalizm: İtalyan faşizmi ve nasyonal sosyalizmde popülizm ön plandadır. Liberalizm tümüyle veya zararlı yönleriyle reddedilir. Korporatif ekonomi uygulamaya konur. Komünizm, faşizmin düşman ideolojisi kabul edilir. Bunun nedeni komünizmin faşizme ideolojik olarak ters düşmesidir.
Hukukun işlevselleştirilmesi.
Rejim karşıtlarının ve aşağı görülen halk gruplarının idam edilmeleri ve/veya öldürülmelerinin haklı görülmesi ve bir devlet politikası olarak yürütülmesi.
Bir ulusa, kültüre ya da “ırka” üye insanların toplumun geri kalanı üzerinde üstün oldukları iddiası. Bu yaklaşım aynı zamanda lider ilkesinde de ifadesini bulur. Belli bir kişi diğer herkesten ve topluluktan daha isabetli kararları alabilir durumdadır.
Otoriter iktidar biçimleri ve sıklıkla totaliter bir sistem. Totalitarizm Alman ve İtalyan faşizmlerinde ön plandayken, Avusturya faşizmi ve falanjizmde vurgulu değildir.
Sosyal Darwinizm: Daha çok nasyonal sosyalizmde görülür. En iyinin ayıklanması ve egemenliğine dayalı toplum anlayışı. Yani ari ırk, başka bir deyişle üstün ırk kavramının devlet yapısında ve toplumsal yapıda etkili olmasıdır.
Karşıtlar
Komünizm: Özellikle Sovyet Devrimi ve komünizmin Avrupa’ya yayılacağı korkusu faşist liderler tarafından sıklıkla liberal ve muhafazakâr gruplarla ittifak kurmak üzere dile getirilmiştir.
Liberalizm: Batılı ülkelerin sistemi liberalizm bir tehdit olarak algılanmıştır. Liberalizmin bireysel özgürlük anlayışı, faşizmin görüşü ile taban tabana zıttır. Faşizm bireylerin tamamen devlete bağlı ve devletin kontrolü altında olmasından yanadır. Ayrıca liberalizmin ortaya attığı kapitalizmi modeli reddedilir, ve kapitalizmin ortadan kaldırılmadığı orta yol korporatizm desteklenir.
Demokrasi: Demokrasi; çoğulculuk düşünceleri ile, devlet, ekonomi ve özel mülkiyet arasındaki ayrımda faşizmi önemli bir düşman olarak görür.
Muhafazakârlık: Faşist hareketler sıklıkla muhafazakâr özellikler taşısalar da kendilerini devrimci olarak gören faşistler muhafazakârlarda laik vitalizmin ve “yeni insan” düşüncesinin düşmanlarını görürler.
Şekilsel ve örgütsel özellikler
Devlet içinde ve yanında başka bir devlet olan silahlı gizli servisin merkezi önemi. Kendi taraftarlarının gözetim altında tutulması.
Militarizm: Ekonomik hayat da dâhil olmak üzere toplumsal hayatın militarize edilmesi. Militer kitle yürüyüşleri ve büyük gösteriler faşizmin en önemli görünüşleridir.
Bilimlerin taraflılık yasasının egemenliği altına alınması.
Kitle seferberliği, parti propagandası yoluyla toplumsal alanın ve kitle iletişim araçlarının tekelleşmesi çabası.
Toplumun sürekli kışkırtılması, devrimci ilan edilen konular lehine zorunlu coşkunluk.
Kolektivizm: Halkın kitle olarak anlaşılması. Mussolini’nin stato totalitario kavramından beri faşist anlayış özel yaşama kadar toplumsal hayatın her alanında hak iddia eder. Aile, çocuklarla halk birliğine katkı yapacak olan davadaşlık birliği olarak düşünülür.
Pasifizmin aşağılanması. Bunun yerine hareket adı altında militarizmin ve savaşın yüceltilmesi.
Politik karşıtın ortadan kaldırılması eğilimi. Faşizme göre karşıt düşmandır ve bir an önce yok edilmelidir. Bu söylem esas olarak kitlelerin faşist yönetime örgütlenmesi amacıyla kullanılır.
Parti milisleri. Paramiliter çeteler.
Estetikleştirme ve mistikleştirme. Özellikle ulusun kendi tarihine yönelik mistikleştirilmiş bir algı.
Yiğitliğe, kahramanlığa ve savaşçılığa vurgu. Ataerkil yapıların yüceltilmesi.
Gençliğin vurgulanması. Gençliğin dinamizminin savaş taraftarlığıyla ilişkilendirilmesi.
Kimi ülkelerde bir yandan monarşi ve ruhban sınıf önderliğine yönelik vurgu, ama diğer yandan dini unsurların yerini alan ilerleme ve teknoloji inancı.
Bu özellikler bazen milliyetçilik, militarizm ve şovenizmden oluşan "Üç Sütun Modeli" ile özetlenir. Ancak bu bir yandan da faşist ideolojilerin başka temel özelliklerinin göz ardı edilmesine yol açan bir indirgeme olarak eleştirilir. Faşist hareketler yaklaşık olarak bütün Avrupa ülkelerinde ve birçok Latin Amerika ülkesinde bulunur. İspanya İç Savaşı’nda (1936-1939) Francisco Franco yönetimindeki falanjlar İtalya ve Almanya desteği sonucu iktidara gelmişler ve 1975’e kadar iktidarlarını devam ettirmişlerdir. Portekiz'de António de Oliveira Salazar Estado Novo ile faşist bir rejim kurmuştur. Avusturya’da Almanya’yla birleşmeye karşı çıkan Avusturya faşizmi rejimi kurulmuştur. II. Dünya Savaşı sırasında Almanya Hırvatistan’daki Almanya Rejimi gibi birçok faşist harekete yardım etmiştir.
Ekonomi
Hem liberalizmi hem de komünizmi reddeden bir doktrin olan faşizmin ekonomi politikası korporatizm isimli sistemdir. Korporatizm, toplumu organizmacı bir gözle görmenin bir sonucu olarak her kesimin tüm faaliyetlerinin amacını dayanışma ve ortak çıkara indirgeyen politik bir yaklaşımdır. Tahmin edileceği gibi burada farklı kesimlerin farklılıkları ancak ortak çıkar ya da devletin faydası ekseninde okunduğu müddetçe yaşayabilir. En tipik örneği Mussolini dönemi İtalya uygulamasıdır. Korporatif ekonomi ile İtalya'daki işsizlik azalmış ve millî gelir yükselmiştir. İşçi ile işveren, emek ile sermaye gibi arasında sorunların bulunduğu ekonomik tarafların ve toplumsal sınıfların arasındaki problemleri faşist devlet uzlaşma yoluyla çözmeye çalışır. Örneğin İtalya'da devlet tarafından kurulan ve Faşist Parti'ye bağlı olan sendikalar yoluyla İtalyan emekçilerinin hakları savunulmuş ve sermayenin işçi sınıfını ezmesinin önüne geçilmiştir. Sermaye sahiplerinin toprak ağalığı yapması yasaklanarak her şey devlet gözetiminde tutulmuş, ülkenin emekçi sınıfı olan işçilerle sermayeyi elinde bulunduran işverenlerin dayanışma içinde bulunması sağlanmıştır. Faşist sistemde devlet her şeyden üstün olduğu için sermayeyi elinde bulunduran zengin iş adamları Faşist Parti mensuplarına söz geçiremiyor, böylelikle sermaye devletin oluyor; bu sermaye de halkın çıkarına kullanılıyordu. Faşist sistemin korporatist ekonomi politikaları sayesinde İtalyan halkı refaha kavuşmuş ve sınıflar arasındaki sorunlar ortadan kalkmıştır. Çünkü faşist yönetim belli bir sınıfı değil, tüm ülkenin çıkarlarını düşünen politikalar uyguluyordu. Faşizmin ekonomi politikası daha çok orta sınıf tarafından desteklenmiştir. 1933'ten itibaren Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi'nin (NSDAP) idaresinde bulunmuş olan Almanya'da da İtalya'dakine benzer devletçi uygulamalar yürürlüğe konulmuştur. Tek parti olan NSDAP'ye bağlı sendikalar kurularak Alman emekçisinin hakları savunulmuştur. En büyük sendika kuruluşu Alman Emek Cephesi idi. Nasyonal sosyalistler, zengin Yahudi iş adamlarına karşı tavır alarak hem Alman emekçilerini korumaya çalışmış, hem de Alman sermaye sahiplerini Yahudilere karşı güçlü kılmak için çabalamıştır. Yahudilerin tüm haklarının alındığı Nürnberg Yasaları'nın çıkmasıyla birlikte Yahudi iş adamlarının şirketlerine devlet tarafından el konulmuştur. Yahudiler her türlü meslekten alıkonularak yerlerine işsiz Almanlar getirilmiş ve işsizlik hızla azalmaya başlamıştır. Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi iktidara gelmeden önce % 15'i bulan işsizlik Hitler'in iktidar döneminde % 0'a kadar inmiştir.
Kaynakça:
-https://www.google.com/url?sa=t&source=web&rct=j&url=https://en.m.wikipedia.org/wiki/Fascism&ved=2ahUKEwiEv5bVg6PsAhUPxYUKHWKPDzcQFjAAegQIBBAB&usg=AOvVaw0HIctDKg0QEsh2HI1lOpuu&cshid=1602092566633
-https://www.google.com/url?sa=t&source=web&rct=j&url=https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Monar%25C5%259Fi&ved=2ahUKEwjpi-yJhKPsAhUMdxoKHYIHCNoQFjAAegQIAxAB&usg=AOvVaw2qOLlSpD4O9y3ZKHTmUST8
submitted by Doctor37141 to AnotherCity [link] [comments]


2020.08.06 09:07 memegeneral25 Halk sağlığı profesörü: Eylülde tam kapatmaya zorunlu kalacağız

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Saltık, Türkiye’nin salgınla mücadelede başarısız olduğunu ve verilerin gizlendiğini savundu, “Olasıdır ki eylül sonlarına doğru kaçındığımız, ötelediğimiz 14 günlük tam kapatmaya zorunlu kalacağız” dedi.
Fotoğraf: Reuters Cumhuriyet’ten Sibel Bahçetepe’ye konuşan Saltık, Test sayılarının yetersizliğine dikkat çekti.
Her 1 milyon kişi için Rusya’da 198 bin, Britanya’da ise 246 bin test yapıldığını hatırlatan profesör, “Açıklanan rakamların Türkiye gerçeğini hiç yansıtmadığı gerçeği ile karşı karşıyayız” diye konuştu.
Saltık, bu görüşünü şöyle savundu: “Örneğin Erzurum Valiliği günlük 200, Malatya Valiliği ise günlük 100’ün altına inmeyen olgu sayılarını açıkladı. Ancak Sağlık Bakanlığı’nın verilerine baktığımızda, Erzurum ve Malatya’yı içine alan, her biri altı-yedi ili içeren iki ayrı bölge için 45 dolayında olgu bildirildiğini gördük. Bu durum güven bunalımı yaratıyor.”
Türkiye’nin salgınla ilgili ‘açık başarısızlığı’ndaki temel nedenin ekonomik yetersizlikler olduğunu söyleyen Saltık, şöyle konuştu: “İki-üç günlük piknik ya da bayram karantinaları denebilecek alaturka yöntemlerle iktidar bu mücadeleyi götürmeye çalıştı, olmadı. Korkarım ki, eylül ortalarında ya da sonlarına doğru okullar da açılırsa, ayrıca 11 Mayıs’tan bu yana AVM’leri açarak geldiğimiz ölçüsüz açılım – saçılım politikaları, Kurban Bayramı ve tatil yerlerinin açılması olgu sayılarında bir patlamayla yansıyacak.”
‘En az üçle çarpılmalı’
Saltık, olgu ve ölüm sayılarını en az iki-üç ile çarpmak gerektiğini belirterek, şöyle devam etti: “Belki eylül sonlarına doğru kaçındığımız, ötelediğimiz 14 günlük kapatmaya zorunlu kalacağız. Kaçındığımız 50 milyar dolara yakın harcamayı da fazlasıyla yapmış olduk. Salgın ülkemizde beşinci ayını bitiriyor. Maliyeti korkunç boyutlara ulaştı.”
Yerli bir firmanın üretimi PCR testlerinin duyarlığının yüzde 40’larda olduğunu ifade eden Saltık, “Bu test için yerli dendi ve yandaş firmadan alındı. Korkunç bir fiyasko bu” dedi.
Profesör, Bilim Kurulu’nu göreve çağırarak, bu konularda üyelerin sesini yükseltmesi gerektiğini ifade etti.kaynak
submitted by memegeneral25 to politicsturkey [link] [comments]


2020.07.04 03:13 osmanonurkoc Kürt sorununa dair

CUMHURİYET DÖNEMİ KÜRT RAPORLARI
PKK ile Ankara yönetimi arasındaki diyalog sürecinin başlamasıyla önemli bir dönüm noktasına gelen Kürt Sorunu’nun kökleri, PKK’nın silahlı faaliyete başladığı 1984 yılından çok daha gerilere, Osmanlı İmparatorluğu dönemine kadar gidiyor. Osmanlı İmparatorluğu döneminde devletin en önemli odaklarından birisi olan Kürt Sorunu, Cumhuriyet’in kuruluşunun ardından ilk kez, bir yıl arayla çıkan Nasturi ve Şeyh Sait İsyanı’yla görünür hale geldi.
1924’te Güneydoğu Anadolu'da Süryanilerin bağımsızlık için başlattığı Nasturi isyanını, 1925’teki Kürt aşiretlerinden yaklaşık beş bin isyancının merkezi yönetime başkaldırışı takip etti. 1925’le 1937 yılı arasında yaklaşık yirmi bölgesel isyan başlatılsa da, hepsi ordu birlikleri tarafından bastırıldı ve hiçbiri, Kürt Sorunu’nun kilometre taşlarından birisi olan ve Tunceli’de resmi rakamlara göre 13 bin kişinin ölümüyle sonuçlanan Dersim İsyanı kadar büyük etki oluşturmadı.
Bugün adı Tunceli olan Dersim’de yedi ay süren isyanın ardından uzun yıllar sessizliğin hakim olduğu bölgede çatışmalar, 1984 yılında faaliyete başlayan PKK’nın Eruh ve Şemdinli Baskını’yla yeniden başgösterdi. Söz konusu kırılma noktalarıyla zaman zaman siyasi çatışma düzeyinde tartışılan Kürt Sorunu, güvenliği ve askerin rolünü esas alan veya sözkonusu etnik gruba yönelik engellerin kaldırılmasını hedefleyen değişik yaklaşımlarla ele alındı.
1925 ile 1961 yılları arasında ve 1980’lerin sonundan günümüze dek sorunun çözümüne yönelik çeşitli raporlar yazıldı. Bunların belli başlıları aşağıdaki gibi sıralanabilir:
Meclis Başkanı Abdülhalik Renda Raporu (1925) Dahiliye Vekili Cemil Uybadın Raporu (1925) Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey Raporu (1926) Vali Ali Cemal Bardakçı Raporu (1926) Umum Müfettişi İbrahim Tali Öngören Raporu (1930) Fevzi Çakmak Raporu (1931) Korgeneral Ömer Halis Bıyıktay Raporu (1931) Dahiliye Vekili Şükrü Kaya Raporu (1931) Umum Müfettişi Abdullah Alpdoğan Raporu, 1936 Başvekil İsmet İnönü Raporu (1935) Umum Müfettiş Abidin Özmen Raporu (1935) İktidar Vekili Celal Bayar Raporu (1936) CHP Azınlıklar Raporu, 1940 Umum Müfettiş Avni Doğan Raporu (1943) Maliye Müfettişi Burhan Ulutan Raporu (1947) 27 Mayıs 1960 Doğu Raporu (1961) DSP Güneydoğu Raporu (1987) SHP Raporu (1990) Recep Tayyip Erdoğan Raporu (1991) MÇP Doğu Ve Güneydoğu Anadolu Raporu (1991) SHP Nevruz Raporu (1992) Adnan Kahveci Raporu (1992) ANAP Raporu (1993) TBMM Göç Araştırma Komisyonu Raporu (1997,98) CHP Demokratikleşme ve İnsan Hakları Raporu (1999) Algan Hacaloğlu Raporu, 2000 DTP Siyasi Tutum Belgesi/ Demokratik Özerklik (2007) Saadet Partisi Raporu (2009) AK Parti Demokratik Açılım Kitapçığı (2010) 
Abdülhalik Renda Raporu, 1925
Dönemin Meclis Başkanı Abdülhalik Renda tarafından 1925 yılında kaleme alınan raporda, Kürtler arasında 'artan milliyetçilikten' duyulan endişe aktarılıyor. 14 Eylül 1925 tarihinde dönemin Başbakanı İsmet İnönü’ye sunulan rapor, Cumhuriyet Dönemi’nin ilk Kürt Sorunu raporu olarak biliniyor.
Bastırılan Şeyh Sait İsyanı’nın ardından doğudaki 10’un üzerinde şehri gezerek paylaştığı izlenimler ışığında Renda, Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgede 'Türkleştirme politikası' izlemenin gerektiğini savunuyor.
Kürtlerin kendi dillerini yaşatıyor olmasını milli aidiyete bir darbe olarak gören Renda, Türkçe konuşmaya 'teşvik' için bölgede Kürtçe konuşanlara işlerinde zorluk çıkarılmasını savunuyor. Dilin anahtar rolüne işaret eden rapor, devletin yaklaşımının temellerini oluşturması sebebiyle büyük önem teşkil ediyor.
Ayrıca bölgedeki gizli silahlanmanın da önüne geçilmesi gerektiğini ifade eden Renda, bölgedeki aşiretlerin de zayıflatılmasını istiyor.
Cemil Uybadın Raporu, 1925
Renda’yla birlikte Şark Islahat Planı’nın temelini oluşturan bir diğer rapor ise, aynı yıl Dahiliye Vekili Cemil Uybadın tarafından kaleme alındı.
Diyarbakır (Ergani), Mardin, Siirt, Şanlıurfa (Siverek), Tunceli (Dersim) valileriyle yaptığı görüşmelerde edindiği bilgileri temel alan Uybadın, Şey Sait isyanının bastırılması sürecinde devletin sert tutumunun asayişi sağladığı, ancak bunun halk nezdinde devlete karşı bir tepki oluşmasına sebep olduğu şeklinde bir sorun tespitinde bulunuyor. Bölgedeki Kürtçü hareketin arkasında dış güçleri gören Uybadın, sorunun sürmesinde İngiltere ve Fransa’nın rolüne işaret ediyor. Kürt hareketinin aşamalı olarak Fırat Nehri'nin doğusuna ve sınır dışına sürülmesi gerektiği görüşünde olan Uybadın, Şeyh Sait İsyanı’nda 60 bin silah toplanmasına rağmen, Dersim’de tedbir alınmadığına değiniyor.
Uybadın’ın raporunda yer verdiği Kürt Sorunu’na yönelik çözüm önerileri arasında, zorunlu iskan politikası da var. Ubaydın, 'Kürt köylerine Türkleri yerleştirmek', 'Hristiyan azınlıkları bölgeden çıkarmak', 'doğudaki nüfusun batıya göçünün özendirilmesi' ve 'sıkıyönetim ilan edilmesi' gibi politikalarla öne çıkıyor.
1925’te yazılan Abdülhalik Renda ve Cemil Ubaydın raporları; Mahmut Esat Bozkurt, Kazım Orbay, Cemil Ubaydın ve Abdülhalik Renda tarafından kaleme alınan 1925 yılı tarihli 'Şark Islahat Planı'nı şekillendirmesi açısından büyük önem taşıyor. Aynı yıl Bakanlar Kurulu tarafından kabul edilerek yürürlüğe giren plan, hemen öncesinde yazılan iki raporun işaret ettiği gibi doğunun demografik yapısının değiştirilmesi, Kürtlerin doğuya yerleştirilmesini öngören iskan politikası, güvenlik odaklı olarak istihbarat ve ulaşım ağının iyileştirilmesi, güvenlik görevlilerinin, hükümet temsilciliklerin ve eğitim kurumlarının artırılması, Kürtçenin yasaklanması ve çocukların ailelerinden alınarak Türkçe eğitimi verilmesini ve Türklük propagandası yapılmasını öngörüyordu.
1921 yılından itibaren çeşitli bölgelerde güvenlikten iskan politiklarına kadar geniş yetkilerle donatılmış Umum Müfettişliklerinin varlığı, Kürt Sorunu’na yönelik bakışın geçerli olduğu dönemin anlaşılması için önemli bir ipucu niteliği taşıyor. Ulus devlet anlayışının ülke sınırındaki her bir bölgeye nüfuz etmesini hedefleyen ve Tek Partili Dönem’in bitimine kadar varlığını sürdüren bu kurumlar, söz konusu Islahat Planı’nın hayata geçmesinde önemli bir role sahipti.
Hamdi Bey Raporu, 1926
1926 yılında Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey’in raporu, Dersim bölgesindeki 'olası bir krize' ve bunu engelleyecek 'tedbirlere' odaklanıyor.
Dersim Sorunu’nun Osmanlı Dönemi’ne dayandığını söyleyen Hamdi Bey, giderek 'Kürtleştiği' gerekçesiyle umutsuzluğa kapıldığı bölgenin ancak askeri bir harekat ile 'düzene gireceği' görüşünü savunuyor.
Bölgeyi güvenlik odaklı olarak geliştirmeye yönelik, fabrika kurmak, yol yapmak gibi faaliyetleri nafile girişimler olarak gören Hamdi Bey’in raporu da kendisinden önceki raporlar gibi, hükümet politikalarını değiştirmeye yönelik özeleştiri niteliği taşımaktan çok uzak olmak ve durumu yalnızca asayiş sorununa indirgemekle eleştiriliyor.
Cemal Bardakçı Raporu, 1926
Dönemin Elazığ Valisi olan Cemal Bardakçı’yı kendisinden önce rapor kaleme alan isimlerden farklı kılan, Osmanlı İmparatoru Padişahı Yavuz Sultan Selim döneminden bu yana süregelen sorunun, bölgede devlet eliyle gerçekleşen katliamlara bağlaması. Askeri hareket yerine bölgedekilerin hükümetin iyi niyetine inandırılmasının gereğine inanan Bardakçı, çözümün Dersim’deki sosyo ekonomik sorunların bölgedeki işsizliği ve eğitimsizliği gidermek suretiyle refahı arttırmaktan geçtiğine inanıyor.
Dersim’deki temel rahatsızlıkların bölgedeki Sünnilerin Alevilere yönelik baskısı ve ‘Kürt’ diye ötekileştirmesinden geçtiğini ifade eden Bardakçı, bölgede Kürtlerin çoğunlukta olduğu bilgisinin doğru olmadığını savunuyor.
Bardakçı'ya göre, Dersimliler, öldürülmekten ve göçe tabi tutulmaktan korkuyor. Silah bırakmamalarının sebebini de devletin olası bir müdahalesine yönelik korku olarak açıklıyor.
İbrahim Tali Öngören Raporu, 1930
Umum Müfettişi İbrahim Tali Öngören’in, 1930 yılında rapor haline getirdiği anlatımında sertlik yanlısı ve güvenlik odaklı bir perspektifin izleri görülüyor.
Dersim’in izole edilmesi fikrine taraf olan Öngören, Elazığ’da bulundurulacak ordu birliklerinin isyan eden köyleri bombalamak, köylülerin iskan hakkını elinden almak ve bölge halkının mallarına zarar vermek suretiyle durdurulmasından yana.
Dersim’in köy ağalarının etkisi altında olduğunu altını çizen Öngören, bu kişilerin Dersim’den çıkartılıp Batı’ya göçe zorlanmasını da temel çözüm önerileri arasında sunuyor.
Fevzi Çakmak Raporu, 1931
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün ardından ülkenin ilk Başbakanı, Milli Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı olan Fevzi Çakmak, yazdığı Kürt Sorunu raporunda, Dersim halkını, 'eşkıyalığı alışkanlık haline getirmiş grup' olarak tanımlıyor. "Dersimliler okşanmakla kazanılmaz" sözleriyle sert tedbir yanlılığını ortaya koyan Çakmak, Hamdi Bey ve Öngören’in söylediği gibi, bölgedeki soruna, Dersimlilere yönelik zorunlu iskan politikaları ve askeri baskıyı artıran yöntemlerini çare olarak sunuyor.
Çakmak’ın 'Kürtlüğün eritilmesi gerektiğini' savunduğu bölgeye 'koloni' muamelesi yapılmasını ve burada bir koloni idaresi kurulmasının gereğini savunduğu bölüm raporun en çarpıcı bölümlerinden biri olarak kayıtlara geçti.
Ömer Halis Bıyıktay Raporu, 1931
Mustafa Kemal’in yanında birçok cephede savaş veren Korgeneral Ömer Halis Bıyıktay, aynı dönemde konuya değinen Çakmak’ın aksine Dersimlilerin 'eşkıya' olduğu görüşünü reddediyor. Halkın zor şartlar ve ağalık boyunduruğu altında olduğunu savunan Bıyıktay, Dersim’e yapılacak Türklük ve din esaslı bir harekata karşı çıkıyor. Silah yerine serbestliğin aracılığına inanan Bıyıktay, askerin bölgeyi silahsızlaştırmak için hızlı bir çalışma yapamaması durumunda, asıl silahlı grupların güvenlik güçlerinin bulamayacağı noktalara saklanacağı ve hedefin yerli halk olacağı yönünde görüş belirtiyor.
Dersim’in vilayet olması gerektiğini savunanan Bıyıktay raporunda, bölgeye yetiştirilmiş memurların gönderilmesi, yol ve köprü inşaatlarıyla hem bölgenin gelişmesi hem de yerli halka istihdam sağlanması gibi silah içermeyen çözümlere yöneliyor.
Şükrü Kaya Raporu, 1931
Dahiliye Vekili Şükrü Kaya, kendisiyle aynı dönem rapor kaleme alan pek çok ismin tersine, Dersim’e yönelik herhangi bir askeri müdahalenin gerekli olmadığını savunuyor.
Aynı zamanda eski İçişleri Bakanı olan isim, 1931 yılında yazdığı raporda, Dersim’deki sorunun devlet eliyle yaratılmış olduğunu ifade ediyor.
Kaya raporunda, pek çok isimden farklı olarak ağaların baskısı altındaki halkın topraklandırılması ve ağalara bağımlılıklarının önüne geçilmesinin gereğini savunuyor.
Yerli memurların yerine idealist görevlilerini bölgeye tayin edilmesinin gereğini savunan Kaya; yol, okul gibi bölgeyi kalkındıracak adımları da destekliyor.
Olası bir askeri harekettan önce, bölgedeki tüm silahların toplanması, aşiret reislerinin batıya göçünün sağlanması ve bölgeye sığınan kaçak mahkumların yakalanması gerektiğini savunan Kaya raporunda, çeşitli safhalardan oluşan ve yıllarca sürmesi öngörülen bir plana yer veriyor.
Abdullah Alpdoğan Raporu, 1936
Dönemin Tunceli Valisi ve Dördüncü Umum Müfettişi Abdullah Alpdoğan, Dersim’e yönelik askeri bir operasyona destek veren isimler arasında yer alıyor.
Alpdoğan’ın 15 gün boyunca süren Umum Müfettişliği toplantısında paylaşılan raporunda Dersim’de "Hükümetin halkı Ermeniler gibi katledeceği gerekçesiyle" isyan tohumları ekildiğine yer veriliyor. Bölgedeki Türk aidiyeti kurulması ve arttırılması gerektiğini savunan Alpdoğan, bölge halkını 'dağ Türkçesi konuşan' ve 'kendisini Kürt zanneden Türkler' olarak tanımlıyor.
Alpdoğan’ın raporu, Dersim’e yönelik sert müdahalenin çıkış noktası ve hareket planı sayılabileceği için büyük önem arz eden bir metin diye tanımlanabilir.
İsmet İnönü Raporu, 1935
Şeyh Sait İsyanı’nın bastırılmasında önemli rol oynayan ve isyanın akabinde sıkı yönetim ilan eden dönemin başbakanı İsmet İnönü’nün raporunda Dersim’de olanların sorumluluğu devlet politikasıyla ilintilense de çözüm, iskan politikaları ve güvenlik tedbirlerinde aranıyor.
İnönü, bölgedeki sorunun zeminini, hükümetin halka inememesi, bölgedeki toprak ağası baskınlığı ve valilerin politika tutarsızlığı olarak görüyor. İnönü, bu değişkenlerin, Dersimli Kürtlerin soygun gibi suçlar işlediği, 'tekinsiz' bir ortam yarattığı görüşünü savunuyor.
Sorunun çözümünde asker gücünü anahtar olarak gören İnönü, bölgede 'Kürdistan kurulması tehlikesine' vurgu yapıyor. Tam da bu sebepten İnönü de kendisinden önce tespit ve çözüm önerisinde bulunan isimler gibi, bölgeye yönelik askeri operasyonların okullar yoluyla gerçekleştirilecek Türkleştirmeyle desteklenmesi gerektiğini düşünüyor.
Abidin Özmen Raporu, 1935
Umum Müfettişi Abidin Özmen, raporunda "Türk nüfusunun asimile olmasından" ve Ermenistan’daki Markist ve Leninist enstitülerde yapıldığını ifade ettiği Kürtçülükten duyduğu endişeyi dile getiriyor.
Özmen, öncüllerinden farklı olarak 'Kürtçülük' meselesini Suriye, ABD ve Rusya başta olmak üzere pek çok yabancı ülkenin desteğiyle oluşan bir sorun olarak görüyor.
Kürtlerin giderek artması endişesiyle yola çıkan isim, iskan politikaları, Türkçe eğitim, doğu bölgelerine özel öğretmenlerin gönderilmesi gibi önerilerin yanı sıra, daha önce telaffuz edilmemiş iki fikre daha yer veriyor: Türk erkeklerin Kürt kızlarıyla evlendirilmesi ve devşirme usulüyle çocukların ailelerinden alınıp ayrı yetiştirilmesi.
Sorunun çözümünün asimilasyon olduğunu savunan Özmen, raporunun sonunda meselenin zamana bırakılmamasına ve derhal çözümüne vurgu yapıyor.
Celal Bayar Raporu, 1936
Daha sonraları başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturacak İktisat Vekili Celal Bayar, 1936 yılında yazmış olduğu raporuyla, Kürt Sorunu’na, kısa bir süre önce bölgeyi inceleyen İnönü’den çok farklı bir tutumla yaklaşıyor. Bölgedeki sorunun vatandaşla devletin arasına girmiş olan ağalık sistemi olduğuna işaret eden Bayar, bölgede suç işleyenlere yönelik cezalandırma politikalarının kurunun yanında yaşın da yanmasına sebep olması ihtimaline değiniyor.
Doğu illerindeki otorite boşluğunun Cumhuriyet'in kuruluşunun çok öncesine dayandığını ve bu hassas soruna yönelik herhangi bir müdahalenin büyük hassasiyetle yapılması gerektiğini söylüyor.
Bölgeye deneyimli memurlar gönderilmesi gerektiğini savunan Bayar, bölgedeki ulaşım sorununun çözülmesinin öncelikli olduğunu düşünüyor. Sosyoekonomik yapının da önemine değinen iktisat vekili, köylünün toprak sahibi yapılması gerektiği ve bölgedeki ağalık sisteminin gücünün kırılması gerektiğini söylüyor.
Bayar ayrıca kendisinden önceki hiçbir raporda yer verilmeyen bir öneriyi dile getiriyor: Evlerinde çok vakit geçiren halkın el sanatlarına yönlendirilmesi. Ayrıca, henüz sanayileşmeye elverişli koşulların oluşmadığı bölgede, hayvancılık ve tarımın geliştirilmesi gerektiğine değiniyor.
CHP Azınlıklar Raporu, 1940
Yazarı ve yazılış tarihi bilinmeyen, ancak 1940 yılında Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) sunulan rapor, şimdiye kadar kaleme alınan pek çok raporla benzer bir perspektife sahip. Söz konusu rapor, Kürt Sorunu’nun çözümünde zorunlu iskan politikası ve asimilasyonla Türkleştirmenin gereğini savunuyor. Dil sorunun çözümüne öncelik verilmesi gerektiği savunulan raporda, bunun bölgeye yatılı okullar inşa edilmesi, Kürtçe bilen öğretmenlerin köy enstittülerine dahi alınmaması gibi sert çözüm önerilerine yer veriyor.
İlkokul öğretmeni yetiştirmek üzere açılmış olan Köy Enstitüleri 1940'tan 1954'e kadar faaliyet gösterdi. [AA]
Avni Doğan Raporu, 1943
Birinci Umum Müfettişi Avni Doğan, 1943 yılında hazırladığı raporu, Abdülhalik Renda ve Cemil Uybadın’ın raporlarına dayandırıyor. Doğan’ın raporundaki "Cumhuriyetin Doğu’ya yerleşmesi, medeni milletlerin Afrika’ya yerleşmesi gibidir" cümlesi metnin en çarpıcı ifadelerinden biri olarak göze çarpıyor.
Doğan'ın raporu, kısa vadede bölgeye gönderilecek memurların şartlarının iyileştirilmesi, jandarma ve güvenliğin artırılması ve okullara bölge dışından öğretmen takviye edilmesi gibi 'önleyici' önerilerden oluşuyor. Ancak Doğan, uzun vadede izlenecek yolun şiddet içermemesi gerektiğinin altını çiziyor.
Doğan’ın aktarımında bir diğer dikkat çeken bölüm ise uzun vadeli çözümlerin 60-70 yıllık bir süreci kapsadığı kısmı. Doğan, bölgedeki çözümün anahtarı saydığı Türkleştirmenin çok uzun yıllar boyunca, yumuşak bir yöntemle uygulamaya koyulmasını savunuyor.
Burhan Ulutan Raporu, 1947
Maliye Müfettişi Burhan Ulutan, 1947 yılında kaleme aldığı raporunda, sorunun çözüm aracının silahlı kuvvetler, yönteminin de şiddet olmadığının altını kesin olarak çiziyor. Sınırların değişmemesi için bölge halkıyla devlet arasında yakınlık sağlanmasını savunan Ulutan, bölgede güç sahibi olan ağaların Irak ve İran’la yakın ilişkide olmasının sınır güvenliğine büyük bir darbe olduğu görüşünü aktarıyor.
Halkın devletten güleryüz ve iyi muamele beklediğini belirten Ulutan bölgeye, 'hırsız ve zalim' memurlar yerine iyi yetişmiş görevlilerin atanmasını gerekli görüyor. Başka bir deyişle Ulutan, şiddet siyasetine son verilmesi gereğini savunuyor.
27 Mayıs Raporu, 1961
1960 Darbesi’nin etkisi altında kaleme alınmış ve dönemi içerisindeki en keskin görüşlere sahip raporun en çarpıcı yargılarından birisinin "Kürt meselesi yoktur" cümlesi olduğu söylenebilir. Rapor, Doğu’daki soruna "Kendini Kürt sanan Türklerin meselesi" diye bakıyor.
1961 yılında kaleme alınan rapor, öncüllerinden çok daha bir sert iskan politikasını savunuyor. Bölgede asimilasyon politikasına hız verilmesi gerektiğini belirten rapor, Türklerin doğuya, Kürtlerin ise batıya yerleştirilmesini gerekli görüyor. Bölgenin Irak Kürtleriyle ilişkisinin kesilmesinin önemine işaret eden rapor, fabrikalar kurulması suretiyle bölgenin ekonomik anlamda güçlendirilmesini savunuyor.
Bölgeye yatılı okullar kurulması gerektiğinin savunulduğu raporda, güvenliğin sağlanabilmesi için bölgenin ulaşım bakımından iyileştirilmesi gerekliliği aktarılıyor. Raporda, öncüllerinden farklı olarak yer alan "akademik işler" bölümü dikkat çekiyor. Bu başlık, "Kürtlerin Türk olduğunu kanıtlayan" çalışmalara öncelik verilmesini destekliyor.
DSP Güneydoğu Raporu, 1987
Demokratik Sol Parti’nin 1987 yılında yayınladığı raporun ana fikrini, parti başkanı Bülent Ecevit’in bölgedeki güvenlik sorununun ancak güvenliğin sağlanmasının yanı sıra, sosyo-ekonomik çözüm planıyla çözülebileceği görüşü net şekilde ortaya koyuyor.
Bölgedeki sorunun feodal yapıyla ilintili olduğunu savunan rapor, sıkı yönetim gibi baskıcı yöntemler yerine, bölgede her yönden iyileştirici etki sağlamanın hedeflenmesi gerektiğine işaret ediyor.
BDP İl Başkanı Çelik ve beraberindeki iki kişinin emniyetteki sorgusu sürüyor.
1984'ten bu yana Türk askeri PKK'ya karşı mücadele verdi.
SHP Raporu, 1990
Sosyaldemokrat Halkçı Parti’nin (SHP) 1990 yılında yayınladığı rapor, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki sorunun ayrılıkçı silahlı grupların yanı sıra, yanlış hükümet politikaları sebebiyle artarak sürdüğü görüşünü savunuyor. Bölgedeki anadil yasağına dikkat çeken rapor, sorunların demokratik bir yöntemle çözülmek yerine, baskının arttırılması yoluna gidildiğine işaret ediyor.
Herhangi bir etnik grubun diğerine göre daha avanatajlı olmadığı bir yurttaşlık tanımının hayata geçirilmesi gerektiği savunulan rapor, çözümü ekonomi politikalarında yapılacak değişimde görüyor. Rapor, bölgesel kalkınma için orta ve uzun vadedeki hedeflerin detaylıca belirlenmesini ve özel istihdam projelerinin hayata geçirilmesini destekliyor.
Ekonominin yanı sıra, devletin 'terör örgütlerine' yönelik tutumunda değişiklik yapması gerektiği belirtilen raporda, yönetimin bölge halkını silahlı örgütlere karşı yanına çekmesi öneriliyor.
Rapor ayrıca, çözüm için anayasadan başlayarak, olağanüstü hal kanunundaki kısıtlamaların kaldırılması ve tutukluluk süre ve koşulları başta olmak üzere pek çok konuda olumlu adım atılmasını destekliyor.
Kürt Sorunu’nu daha önceki raporlardan farklı olarak güvenlik ve ekonomi alanlarının dışında da inceleyen rapor, bölge halkının anadilde konuşma ve eğitim alma gibi hakları elde etmesi gerektiğini bildiriyor.
Recep Tayyip Erdoğan Raporu, 1991
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, 1991’de Refah Partisi İstanbul İl Başkanı’yken hazırlattığı raporda, daha önce 'Şark Sorunu' diye nitelendirilen sorunun aslında 'Kürt Sorunu' olduğu tespitine yer veriyor. Sorunun çözümünde resmi ideoloji ve devletin tutumunu sorgulayan Erdoğan, Kürtlerin etnik kökenleri sebebiyle çektikleri acının teleffuz edilebilmesinin çözüme giden ilk adım olduğu görüşünde.
Kürtlere, dillerini öğrenme gibi kültürel hakların tanınması gerektiğini savunan rapor, anadilde eğitimin de önünün açılmasının gereğini vurguluyor. Raporda, Kürtlere, Türklerle ortak paydaları olan İslam üzerinden ulaşılabileceğini savunuyor.
Kürtlerin çoğunluğunun Türkiye Cumhuriyeti’nden kopmak istemediğini vurgulayan rapor, çözümün şiddet ve baskıdan değil birleştirici bir tutumdan geçtiğine vurgu yapıyor.
MÇP Doğu ve Güneydoğu Anadolu Raporu, 1991
Muhafazakar Parti’nin 30 Kasım 1985 tarihinde adının değiştirmesiyle kurulan ve sekiz yıl boyunca faaliyet gösteren Milliyetçi Çalışma Partisi’nin kamuoyuyla paylaştığı tek çalışmasında PKK, ABD ve Batılı ülkelerin Anadolu’yu ele geçirmek için yarattıkları bir güç olarak görülüyor.
Doğu ve Güneydoğu’daki sorunu ekonomik olarak yorumlayan parti, raporunda, Kürt diye bir etnik kimlik ve Kürtçe diye bir dil olmadığını savunuyor.
Kürtlerin Türklerden geldiğini savunan parti, Kürt Sorunu'nu 'suni' olarak yorumluyor ve çözüm önerilerinde yalnızca ekonomiyi eleştiren bir stratejiyi hedefliyor.
Adnan Kahveci Raporu, 1992
Dönemin başbakanı Turgut Özal tarafından 1988 yılında getirildiği maliye bakanlığı görevi sırasında bir rapor kaleme alan Adnan Kahveci, silahlı faaliyetlerin, demokratikleşme adı altında verilen hak ve tavizlere rağmen sona ermeyeceğini savunuyor.
Türkiye’nin gerekli demokratik olguluğa erişmediğini savunan Kahveci, "Terör ile demokratikleşmeyi birbiriyle ilişkilendirmek en büyük hatadır" diyor.
Kürtlere talep ettikleri demokratik hakların sağlanmasının mühim olduğunu söyleyen Kahveci, sıkı terör yasalarının Avrupa’nın bazı ülkelerinde olduğu gibi uygulamaya koyulması gerektiğine vurgu yaparak silahlı faaliyetle Kürtlerin taleplerini net bir biçimde ayırıyor.
Kahveci ayrıca, bölünme endişesi taşımak yerine bölgenin ekonomik olarak geliştirilmesi önerisine de yer veriyor.
SHP 'Newroz' Raporu, 1992
Sosyal Demokrat Halkçı Parti’nin 'Newroz Raporu', 1992 yılı Nevruz kutlamalarında, güvenlik güçlerinin sivil halka ateş açtığı olaylarla ilgili tespit ve çözüm önerisi kaynağı olarak yazıldı. Askerin tek taraflı saldırısı mı yoksa karşılıklı çatışma mı olduğu tartışmalı olayların ardından, SHP ekibi Kürtlere yönelik pek çok özgürlüğü savunan çözüm önerileri sıralıyor. Bunlar arasında, olağanüstü hal, bölge valiliği ve köy koruculuğun kaldırılmasının yanı sıra, Kürtçe öğrenmenin, Kürtçe yayın yapmanın ve demokrasiyi destekleyen bölge yönetimlerinin önünün açılmasının gereği savunuluyor. Raporda, 'propaganda suçunun' kaldırılması tavsiye ediliyor.
Rapor, devletin bölgeye yatırım yapması ve bölgedeki işsizliğe çözüm getirmesinin önemine de yer veriyor.
ANAP Raporu, 1993
Anavatan Partisi’nin, 1993 yılında kaleme aldığı Kürt Raporu, Kahveci’ye benzer şekilde 'teröre' karşı sert tedbirler alınmasını, ancak bölge halkına haklar tanınmasını savunuyor.
PKK’nın Siirt’in Eruh ve Hakkari’nin Şemdinli ilçelerinde, 1984 yılında düzenlediği saldırılar ve sonrasında, 19 Temmuz 1987 tarihinde başlatılan 'Olağanüstü Hal' uygulamasına son verilmesi gerektiğini savunuyor.
Buna karşılık parti, öncelikli saydığı güvenlik konusunda çeşitli sıkı tedbirleri destekliyor. 1993 tarihli raporda, valilere yeni yetkiler verilmesi, Güvenlik Müsteşarlığı kurulması, terörle mücadele eğitimi görmüş polis ve jandarma sayısının artırılması, PKK için özel tip cezaevleri inşa edilmesi gibi tedbir önerilerine yer veriliyor.
Refah Partisi Güneydoğu Raporu, 1994
Refah Partisi’nin 1995 seçimleri öncesi yayınladığı raporda, henüz çözülemediği belirtilen 'terör sorununa' ilişkin durum tespitleri ve çözüm önerilerine yer veriliyor.
RP’nin raporunda, olağanüstü halin kaldırılması ve istihdam sorunun çözülmesi gibi öncüllerinin de yer verdiği çözüm önerilerinin yanı sıra, Kürtçe radyo ve televizyon yayını yapılması gibi öneriler getiriliyor.
TBMM Göç Araştırma Komisyonu Raporu, 1997-98
1997 tarihli TBMM Göç Araştırma Raporu, metnin kaleme alınışından bir yıl önce, dokuz CHP’li milletvekilinin Doğu ve Günyedoğu Anadolu bölgelerinde bazı yerleşimlerin boşaltılmasının ardındaki gerekçeleri araştırma çabasının eseri olarak ortaya çıktı.
Rapor, temel olarak 3 bin 428 yerleşim bölgesinde bulunan 57 bin 314 hanedeki, 378 bin 335 kişinin göç ettiğini ortaya koyuyor. Rapor, bu olgunun arkasında bulunan başta ekonomi ve güvenlik olan çeşitli sebeplere değiniyor.
CHP’li milletvekilleri, kaleme aldıkları metinde yerleşim birimlerinin boşaltılması uygulamasına son verilmesi, göçe tâbi tutulanlara tazminat ödenmesi, OHAL’in sona erdirilmesi ve TBMM bünyesinde kalıcı bir göç komisyonu kurulması gibi öneriler de bulunuyor.
Rapor, göçle sonuçlanan ve dönemin en önemli sorunlarından biri olan Kürt Sorunu’nun sivil irade olmadan çözülmesinin imkansız olduğu gibi tespitlerde bulunması açısından büyük önem teşkil ediyor.
CHP Demokratikleşme ve İnsan Hakları Raporu, 1999
CHP Merkez Yürütme Kurulu üyesi Algan Hacaloğlu’nun başkanlığındaki bir komisyon tarafından hazırlanan rapor, Doğu ve Güneydoğu Anadolu halkının yaşadığı 'mağduriyetin' sebep ve çözüm önerilerine yer veriyor.
Bölgede şiddetin, eşitsizlik, hukuksuzluk ve kuralsızlığın hüküm sürdüğünün altının çizildiği raporda, 'polis devleti' görüntülerinin halk arasındaki güvensizlik ortamını körüklediği belirtiliyor. Birliğin ancak din veya ırktan bağımsız şekilde sağlanabileceğine değinen rapor, 'sosyal demokrasinin' yapıcı rolünün altını çiziyor.
Yargı sisteminde ve kanunlarda önemli değişiklikleri savunuyor ve ölüm cezasının koşulsuz olarak kaldırılması gerektiğini ifade ediyor.
Söz konusu rapor, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nden (DGM), olağanüstü hal uygulamaları ve illegal istihbarat birimi diye adlandırdığı JİTEM gibi baskı aracı olan ve insan haklarına aykırı saydığı pek çok kurum ve uygulamanın sonlanması taraftarı olması açısından da önem arz ediyor.
Algan Hacaloğlu Raporu, 2000
1992 yılında insan hakları üzerine rapor yazan komisyonun başındaki isim olan Hacaloğlu, bir yıl önceki raporla büyük tutarlılıklar içeren yeni bir 'demoratikleşme' belgesine imza attı.
Çoğulcu demokrasinin hayata geçemediğini savunan rapor, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sicili, askerler ve silahlı grupların kan dökmesi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun hak mahrumiyeti, köy boşaltmaları uygulamalarının sürmesi ve anti-demokratik kurum ve uygulamalarının kaldırılması önerisinin yanı sıra, yeni bir anayasa yazılması tavsiyesiyle dikkat çekiyor.
DTP Siyasi Tutum Belgesi, 2007
Demokratik Toplum Partisi’nin 8 Kasım 2007 tarihinde yayınladığı belge, Kürt Sorunu’nun çözümünde Halkın Emek Partisi’nden (HEP) doğan oluşumların yayınladığı belgeler arasında en net ve detaylısı oldu. Söz konusu belge, son döneme kadar Kürt Sorunu’nun çözümü adına yapılan tartışmalarda önemli bir tez olarak karşılaşılır nitelikte.
Bunlardan birisi, belgenin önemine vurgu yaptığı 'Türkiyelilik üst kimliği' oldu. Parti, yerel yönetimleri güçlendirmeyi amaçlayan 'demokratik özerklik' fikrinin de savunucu oldu. Kültürel farklılıkların ifadesi önündeki engellerin kaldırılmasının gereğini savunan parti, bunun da sağlıktan güvenliğe toplumu ilgilendiren tüm konularla yetkilenmiş bölge meclislerinin kurularak gerçekleşeceğini söylüyor.
Öncüllerinin olduğu gibi, Doğu ve Güneydoğu’da ekonomik kalkınmayı da zorunlu gören parti, göç sorununun çözümü için ekonomik alt yapının oluşturulması gerektiği yönünde görüş belirtiyor. DTP, bölgedeki refahın ancak işsizlik, eğitim, kadın ve sağlık sorunlarının çözüme ulaşmasından geçtiğini ifade ediyor.
Saadet Partisi Raporu, 2009
Milli Görüş Hareketi’nin Fazilet Partisi’nden sonra kurulan son partisi SP'nin 2009’da yayınladığı belge, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da süregelen sorunu "kirli bir oyun" olarak niteliyor ve bu sorunun acil bir şekilde çözümünün gereğini savunuyor. Kürt ve Türkler için "aynı medeniyetin varisleri" diyen parti, ırkçılık karşıtı net bir tutum sergiliyor.
Türkiye’de değişimin ancak anayasal değişiklikleri de kapsamak suretiyle gerçekleşeceği ifade edilen raporda, insan hakları da önemli yer tutuyor. Türkiye’deki hukuki uygulamalar sebebiyle 18 yaşın altındaki pek çok sayıda kişinin "terör örgütüne yardım ve yataklık" suçlamalarıyla 10 yılla yargılandıklarına değiniyor, söz konusu maddelerin derhal değiştirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Sorunun anahtarını itidalde gören SP, hükümetin daha yumuşak bir tavır ve söylem geliştirmesini, sorunun çözümünde de hükümetin değil devletin taraf alınması gerektiğini dile getiriyor. Parti her şeyden önce, Kürt Sorunu’nun demokratikleşme sorunu olarak algılanmasının iyi bir başlangıç olacağı şeklinde görüş bildiriyor.
submitted by osmanonurkoc to KGBTR [link] [comments]


2019.01.18 16:17 Vebitcoin KYC — AML Politikası Vebitcoin

Vebitcoin Teknoloji Danışmanlık ve Dış Ticaret A.Ş.’nin politikasıdır. kara para aklamayı yasaklamaya ve aktif olarak sürdürmeye ve kara para aklamayı veya terörist veya cezai faaliyetlerin finanse edilmesini kolaylaştıracak herhangi bir faaliyette bulunmamaya davet ediyoruz. Vebitcoin Teknoloji Danışmanlık ve Dış Ticaret A.Ş. yürürlükteki kanunlara göre AML / CTF’ye uyumluluğu taahhüt eder ve yönetimini ve çalışanlarını ürün ve hizmetlerinin kara para aklama amacıyla kullanmalarını önlemek için bu standartlara uymasını şart koşar. Dolayısıyla, Müşteri Prensibini bilen Müşteriler ve Müşterileri adına İşlem Yapanların belirlenmesi esastır ve anonim hesapların açılması ve işlem yapılan bankalar ve ödeme kuruluşları veya 3.kişiler ile işlem yapılması yasaktır. Vebitcoin Teknoloji Danışmanlık ve Dış Ticaret A.Ş.’nin ve bağlı ortaklıkları, coğrafi konumlarına bakılmaksızın, ev sahibi ülkenin geçerli AML / CTF mevzuatıyla çelişmemek kaydıyla, bu politikaya uymak zorundadır. Banka, uygun bir AML / CTF yasalarına, kurallarına ve düzenlemelerine uyumu sağlamak için bir Uyum Bölümü kurmuş ve bir Uyum Görevlisi belirlemiştir. Uyum Görevlisi, Vebitcoin Teknoloji Danışmanlık ve Dış Ticaret A.Ş.’deki tüm birimlerden her türlü bilgi ve belgeye talep etme ve bunlara erişme hakkına sahiptir. kendi görev alanına ilişkin olarak kendi kararına bağlı olarak bağımsız olarak karar vermek.
  1. RİSK YÖNETİMİ AML / CTF ile ilgili riskler tanımlanır, derecelendirilir ve gerekli önlemler alınır. bu riskleri izlemek, değerlendirmek ve azaltmak. Risk yönetimi faaliyetleri aşağıdakileri kapsamaktadır, ancak bunlarla sınırlı değildir: • Müşteri bazlı riskleri tanımlama, değerlendirme, sınıflandırma ve değerlendirme yöntemleri geliştirme risk, servis riski ve ülke riski, • Hizmetleri, işlemleri ve müşterileri risklere göre sınıflandırıp sınıflandırmak, • Riskli müşterilerin, işlemlerin veya hizmetlerin izlenmesi, kontrol edilmesi ve ilgili birimlerin uyarılacağını genel kuralar çercevesinde belirledi. işlemlerin gerçekleştirildiğinden emin olmak için operasyonel ve kontrol yönergeleri kıdemli birinin onayı ile dışarı çıkarmak ve gerektiğinde kontrol etmek, • Risk tanımlamasının tutarlılığının ve etkinliğinin sorgulanması ve değerlendirme yöntemleri, vaka analizi veya vaka analizlerini kullanarak sınıflandırma yöntemleri geriye dönük olarak gerçek hayat işlemleri yoluyla; yeniden değerlendirmek ve güncellemek ulaşılan sonuçlara göre yöntemler ve hakim olan koşullar, • Gerekli iyileştirme çalışmalarını, riskleri de içeren konulara ilişkin ulusal mevzuat uluslararası öneri, ilkeler, standartlar ve yönergeler kurumlar, • Risk izleme ve değerlendirme sonuçlarını Yönetim Kuruluna raporlamak düzenli aralıklarla, • Yüksek riskli gruplara karşı ilave tedbirler alınması. Bu kapsamda yer alan faaliyetler Güvenlik Departmanı tarafından yürütülmektedir.
İZLEME VE KONTROL İzleme ve kontrolün amacı, Vebitcoin Teknoloji Danışmanlık ve Dış Ticaret A.Ş. risklere karşı ve izlemek için ve Vebitcoin Teknoloji Danışmanlık ve Dış Ticaret A.Ş. operasyonlar, kanuna ve kanun uyarınca düzenlenen diğer düzenlemelere ve Vebitcoin Teknoloji Danışmanlık ve Dış Ticaret A.Ş. ilkeler ve prosedürler. İzleme ve kontrol faaliyetleri çerçevesinde, yükümlülüklere uyumu sağlamak için yapılan kontrollerin sonucu, gerekli birimler için gerekli birimler alınmalı ve sonuç takip edilmelidir. İzleme ve kontrol faaliyetlerinin bir parçası olarak Vebitcoin Teknoloji Danışmanlık ve Dış Ticaret A.Ş. taşıyan personelin bu faaliyetlerin dahili bilgi kaynaklarına erişimi bulunmaktadır. İzleme ve kontrol faaliyetleri aşağıdakileri kapsamaktadır, ancak bunlarla sınırlı değildir: • Yüksek risk grubundaki müşterileri ve işlemleri izlemek ve kontrol etmek, • Riskli ülkelerle yapılan işlemleri izleme ve kontrol etme, • Kompleks ve olağan dışı işlemleri izlemek ve kontrol etmek, • Örnekleme yöntemi aracılığıyla, önceden belirlenmiş bir süreyi aşan işlemlerin kontrol edilip edilmeyeceğini kontrol etme limiti müşteri profiliyle tutarlıdır, • Birlikte ele alındığında birbirine bağlı olan bağlantılı işlemleri izlemek ve kontrol etmek. müşteri tanımını gerektiren sınırı aşan, • İlgili bilgilerin ve belgelerin tamamlanması ve güncellenmesi denetimi elektronik ortamda veya yazılı olarak tutulması gereken müşteri ve elektronik transfer mesajlarına dahil edilmesi zorunlu zorunlu bilgiler, • Müşteri tarafından yapılan bir işlemin tutarlı olup olmadığını izleme müşterinin işi, risk profili ve fonu hakkında bilgi iş ilişkisi süresince kalıcı olarak; • Yüz yüze olmayan sistemleri kullanan kontrollü işlemler işlemler, • Yeni piyasaya sunulan ürünlerin ve hizmetlerin riske dayalı kontrolü teknolojik gelişmeler nedeniyle istismara maruz kalmıştır.
  1. EĞİTİM Vebitcoin Teknoloji Danışmanlık ve Dış Ticaret A.Ş.’nin amacı; AML / CTF ile ilgili eğitim politikası, Kanun ve diğer düzenlemeleri Kanun’a göre yaptırmak, bir şirket geliştirmek Çalışanların sorumluluk bilincini artırarak kültürel Vebitcoin Teknoloji Danışmanlık ve Dış Ticaret A.Ş. politikaları, prosedürleri ve riske dayalı yaklaşımları gözden geçirmek ve personelin bilgi. Karapara aklama ve finansmanının önlenmesi ile ilgili eğitim faaliyetleri terörün boyutuna, iş hacmine ve değişen şartlara uygun olarak gerçekleştirilecektir. Vebitcoin Teknoloji Danışmanlık ve Dış Ticaret A.Ş. Eğitim faaliyetleri, eğitimin koordinasyonu ve gözetiminde yürütülecektir. Uyum görevlisi. Eğitim faaliyetlerini yıllık eğitim kapsamında yapmak zorunludur programı, aşağıda verilen konuları kapsayacak şekilde hazırlandı. Eğitim programı hazırlanacak İlgili birimlerin katkısı ile Uyum Görevlisi tarafından. Etkili Uygulamanın performansı Uyum Görevlisi tarafından denetlenecektir. Eğitim faaliyetleri, ölçeklendirme ve değerlendirme sonuçlarına göre; ilgili birliklerin katılımı ve düzenli olarak tekrarlanması. Tüm kurumda yapılacak eğitim faaliyetlerini sağlayacak bir şekilde; Eğitim Seminer ve panellerin düzenlenmesi, atölye çalışmaları yapılması, görsel ve işitsel araçların kullanılması eğitim faaliyetlerinde ses materyalleri, çalışan bilgisayarlar tarafından desteklenen eğitim programları internet üzerinden, intranet veya extranet mümkün olduğunca kullanılacaktır. Vebitcoin Teknoloji Danışmanlık ve Dış Ticaret A.Ş. tüm personele AML / CTF konusunda gerekli eğitimi verecektir. öncelik Müşteri ile doğrudan ilgilenen personele eğitim verilmektedir. Bu önemlidir oryantasyon süresi boyunca yeni çalışanları konu hakkında eğitmek. Eğitimler şunları içerir: sınıf içi, iş başında ve online eğitim yöntemleri. Sınıf ve meslek içi eğitimler Vebitcoin Teknoloji Danışmanlık ve Dış Ticaret A.Ş. tarafından belirlenen eğiticiler tarafından teslim edilmektedir. .
Vebitcoin Teknoloji Danışmanlık ve Dış Ticaret A.Ş. tarafından sağlanacak eğitimler personele dahil ancak bunlarla sınırlı değildir Aşağıdaki konular: Kara para aklama ve terör finansmanı kavramları,• Kara para aklamanın aşamaları ve yöntemleri ve konu ile ilgili vaka çalışmaları,• AML / CTF ile ilgili yasalar• Risk alanları,• Kurumsal politika ve prosedürler,• AML / CTF ile ilgili uluslararası düzenlemeler• Müşteri prosedürlerinizi,• Şüpheli İşlem Raporlama prosedürleri,• Elden çıkarma ve gönderme yükümlülüğü,• Bilgi ve belge sağlama yükümlülüğü,• Yükümlülükleri ihlal eden yaptırımlar• Bu kapsamda yer alan faaliyetler Uyum Departmanı ve Uyum Kurulunun gözetim ve koordinasyonunda Eğitim Departmanı Subay. 4. İÇ DENETİM İç denetimin amacı, Yönetim Kuruluna karşı güvence sağlamaktır. tüm Uyum Programı’nın etkinliği ve yeterliliği. Banka, şirket politikaları ve prosedürleri yıllık olarak gözden geçirilmekte ve denetlenmektedir. risk yönetimine, izlenmesine ve risk yönetimine tabi tutulup kontrol faaliyetleri ve eğitim faaliyetleri yeterli ve etkili risk politikası yeterli ve etkili olup, işlemler Kanuna ve Kanun uyarınca düzenlenen diğer düzenlemelere ve kurumsal politikalar ve prosedürler. İç denetim faaliyetleri kapsamında; • İç denetimlerin sonucu olarak ortaya çıkan kusurlar, arızalar ve kötüye kullanımlar tekrarlarının önlenmesine yönelik görüş ve tavsiyeler de Yönetim Kurulu. • İzleme ve kontrol çalışmaları sırasında keşfedilen eksiklikler ve riskli müşteriler, hizmetler ve işlemler Denetimin kapsamını belirlerken denetim. • Denetlenecek birimleri ve işlemleri belirlerken; tümü temsil eden birim ve işlem sayısını denetlemek Vebitcoin Teknoloji Danışmanlık ve Dış Ticaret A.Ş. miktar ve nitelik bakımından. Belirleyecektir.
Vebitcoin.com Blockchain Ekosistemidir . Bugün kripto para işlemlerine başla Muğla’dan Dünya’ya uzanan en sıra dışı kripto para borsası, Gizemli Geleceğin Güçlü Melodisi!
submitted by Vebitcoin to u/Vebitcoin [link] [comments]


2018.02.09 09:37 koinim07 CryptoKami Airdrop 50 dolar değerinde KAMI token kazanın

Arkadaşlar CryptoKami token kazanmak için yapmanız gereken çok kolay aşağıda verdiğim linkten airdrop sayfasına gidiyorsunuz ve üye oluyorsunuz. E-posta adresinize onay maili geliyor, o maildeki linke tıklayıp hesabınıza giriş yapıyorsunuz, hepsi bu kadar. Bol Şanslar.
CryptoKami token kazanmak için tıklayın!
Alıcılarına ve satıcılarına CryptoKami blokaj projesinin arkasındaki fikir hakkında fikir veriyor ve kendi blok zincirinin blok zincir kripto sektöründe nasıl benzersiz olduğunu gösteriyor.
Blokaj projelerine daha iyi kavrayış sağlar. Şu anda önde gelen blok zincirlerin çoğu, daha düşük ücretler, daha fazla güvenlik ve güvenli enerji ile daha hızlı işlem yapılan işlemlere odaklanmaktadır. Açıkçası, iyileştirilmiş özellikler, kripto teknolojisinin değerini farklı hükümetlerin söylentilerine ve politikalarına karşı korumaya yardımcı olmadığı görülüyor. Maalesef bu mevcut kripto pazarının güvenlik açığıdır.
cryptokami ile ilgili görsel sonucu
Bu neden oluyor?
Kripto para birimleri şu anda bilimsel olarak düzenlenmemektedir.Üçüncü taraf finansal uygulamalar ve son kullanıcı için ekosistem altyapısı misyonuyla üçüncü nesil bir blok zincir sistemi oluşturmak için doğdu. Bu ekosistem, kriptosu KAMI tokenı için gerçek, zengin ve güçlü bir kullanım yaratıyor. Aynı zamanda, ekosistemdeki KAMI tokenlarının akışı, Kominasyon Algoritması (CryptoKami’nin icadı) Zorunlu Karşılık Mekanizma tabanı uyarınca Düzenlenen Sözleşme ile düzenlenir.
Bu noktada CryptoKami, ticaret bankaları vasıtasıyla akan doları düzenleyen ABD Federal Reserve (FED) ‘e benzer şekilde çalışan üçüncü taraf finansal uygulamaları yoluyla KAMI tokenlarını serbest bırakır ve düzenler. Dolayısıyla, KAMI simgeleri, kullanıma sokulduğunda ve dolaşımda bulunulduğunda, söylentilere, politikalara ve yasalara karşı hükümetler tarafından korunacaktır. KAMI tokenlarının akışı otomatik olarak düzenlenecek, böylece arza büyüme oranı, parasal değeri etkilemek için arz ve talep kuralını tam olarak uygulayan talep büyüme oranından daha yavaş oluyor.
CryptoKami, hükümetlerin piyasa söylentileri, manipülasyonları, politikaları ve yönetmeliklerine karşı daha savunmasızdır. Dünyanın geri kalanı için üçüncü parti son kullanıcılar için yaptığı yeni buluş, var olan blok zincir sistemlerinin güçlü ve zayıf yönlerini piyasaya sürdü. İlk aşamadaki kripto pazarı, WILD-WEST endüstrisine benzemekte, müreffeh bir yenilmez, sürdürülebilir kalkınma halini almaktadır.
Genel merkezi nerede?
Japonya, Kıbrıs ve Geliştirici Toplulukları.
KAMI token sahiplerine ne önerir?
KAMI token sahipleri, yılda% 10 KAMI miktarı elde ediyor.
CryptoKami modeli nedir? B’den B’ye veya B’den C ye?
Hem B’den B’ye hem de B’den C’ye model.
Müşteriler bir KAMI tokenı nasıl alıyor ya da satıyor?
Ön satış, crowdsale ICO üzerinde satın alın. ICO’dan sonra borsalara da girecek.
Comreme Algoritması nedir?
Komik Algoritma, CryptoKami’nin icadıdır. Zorunlu Karşılık Mekanizması, Düzenleme Sözleşmesi aracılığıyla Kominik Algoritma üzerinde çalışır. Komple Algoritma Regulate Contract ile birleşerek çekirdek teknoloji ve 3. blok zincirinin en önemli özelliğidir. Bu çekirdek teknolojisi, KAMI belirteçlerinin düzenlenmiş otomatik arz ve talebi CryptoKami ekosisteminde dolaşımını sağlar.
CryptoKami blok zinciri, Cardano açık kaynaklı. Cardano POS açık kaynaklı kaynağın avantajlarını, zincir ve çapraz zincir işlem işlemlerinde devralır. Aynı zamanda CryptoKami, Cardano blok zinciri yükseltmesini iyileştirmek için iki buluş yaptı. Bu iyileştirme, CryptoKami blok zincirinin finansal uygulamalar ekosisteminde dolaşan KAMI belirteçlerinin arz ve talebini daha da düzenlemesine olanak tanır.
Cardano açık kaynak + Zorunlu Karşılık Mekanizması + Komik Algoritma + Düzenlenen Sözleşme = CryptoKami’nin 3. nesil blok zinciri
daha fazla bilgi için – https://cryptokami.com
whitepaper için https://medium.com/cryptokami/whitepaper-abf0614e537c
submitted by koinim07 to CryptoKami [link] [comments]


2018.02.01 15:11 koinim07 CryptoKami

Arkadaşlar CryptoKami token kazanmak için yapmanız gereken çok kolay aşağıda verdiğim linkten airdrop sayfasına gidiyorsunuz ve üye oluyorsunuz. E-posta adresinize onay maili geliyor, o maildeki linke tıklayıp hesabınıza giriş yapıyorsunuz, hepsi bu kadar. Bol Şanslar.
CryptoKami token kazanmak için tıklayın!
Alıcılarına ve satıcılarına CryptoKami blokaj projesinin arkasındaki fikir hakkında fikir veriyor ve kendi blok zincirinin blok zincir kripto sektöründe nasıl benzersiz olduğunu gösteriyor.
Blokaj projelerine daha iyi kavrayış sağlar. Şu anda önde gelen blok zincirlerin çoğu, daha düşük ücretler, daha fazla güvenlik ve güvenli enerji ile daha hızlı işlem yapılan işlemlere odaklanmaktadır. Açıkçası, iyileştirilmiş özellikler, kripto teknolojisinin değerini farklı hükümetlerin söylentilerine ve politikalarına karşı korumaya yardımcı olmadığı görülüyor. Maalesef bu mevcut kripto pazarının güvenlik açığıdır.
cryptokami ile ilgili görsel sonucu
Bu neden oluyor?
Kripto para birimleri şu anda bilimsel olarak düzenlenmemektedir.Üçüncü taraf finansal uygulamalar ve son kullanıcı için ekosistem altyapısı misyonuyla üçüncü nesil bir blok zincir sistemi oluşturmak için doğdu. Bu ekosistem, kriptosu KAMI tokenı için gerçek, zengin ve güçlü bir kullanım yaratıyor. Aynı zamanda, ekosistemdeki KAMI tokenlarının akışı, Kominasyon Algoritması (CryptoKami’nin icadı) Zorunlu Karşılık Mekanizma tabanı uyarınca Düzenlenen Sözleşme ile düzenlenir.
Bu noktada CryptoKami, ticaret bankaları vasıtasıyla akan doları düzenleyen ABD Federal Reserve (FED) ‘e benzer şekilde çalışan üçüncü taraf finansal uygulamaları yoluyla KAMI tokenlarını serbest bırakır ve düzenler. Dolayısıyla, KAMI simgeleri, kullanıma sokulduğunda ve dolaşımda bulunulduğunda, söylentilere, politikalara ve yasalara karşı hükümetler tarafından korunacaktır. KAMI tokenlarının akışı otomatik olarak düzenlenecek, böylece arza büyüme oranı, parasal değeri etkilemek için arz ve talep kuralını tam olarak uygulayan talep büyüme oranından daha yavaş oluyor.
CryptoKami, hükümetlerin piyasa söylentileri, manipülasyonları, politikaları ve yönetmeliklerine karşı daha savunmasızdır. Dünyanın geri kalanı için üçüncü parti son kullanıcılar için yaptığı yeni buluş, var olan blok zincir sistemlerinin güçlü ve zayıf yönlerini piyasaya sürdü. İlk aşamadaki kripto pazarı, WILD-WEST endüstrisine benzemekte, müreffeh bir yenilmez, sürdürülebilir kalkınma halini almaktadır.
Genel merkezi nerede?
Japonya, Kıbrıs ve Geliştirici Toplulukları.
KAMI token sahiplerine ne önerir?
KAMI token sahipleri, yılda% 10 KAMI miktarı elde ediyor.
CryptoKami modeli nedir? B’den B’ye veya B’den C ye?
Hem B’den B’ye hem de B’den C’ye model.
Müşteriler bir KAMI tokenı nasıl alıyor ya da satıyor?
Ön satış, crowdsale ICO üzerinde satın alın. ICO’dan sonra borsalara da girecek.
Comreme Algoritması nedir?
Komik Algoritma, CryptoKami’nin icadıdır. Zorunlu Karşılık Mekanizması, Düzenleme Sözleşmesi aracılığıyla Kominik Algoritma üzerinde çalışır. Komple Algoritma Regulate Contract ile birleşerek çekirdek teknoloji ve 3. blok zincirinin en önemli özelliğidir. Bu çekirdek teknolojisi, KAMI belirteçlerinin düzenlenmiş otomatik arz ve talebi CryptoKami ekosisteminde dolaşımını sağlar.
CryptoKami blok zinciri, Cardano açık kaynaklı. Cardano POS açık kaynaklı kaynağın avantajlarını, zincir ve çapraz zincir işlem işlemlerinde devralır. Aynı zamanda CryptoKami, Cardano blok zinciri yükseltmesini iyileştirmek için iki buluş yaptı. Bu iyileştirme, CryptoKami blok zincirinin finansal uygulamalar ekosisteminde dolaşan KAMI belirteçlerinin arz ve talebini daha da düzenlemesine olanak tanır.
Cardano açık kaynak + Zorunlu Karşılık Mekanizması + Komik Algoritma + Düzenlenen Sözleşme = CryptoKami’nin 3. nesil blok zinciri
daha fazla bilgi için – https://cryptokami.com
submitted by koinim07 to CryptoKami [link] [comments]